Likya Uygarlığı, Anadolu’nun güneybatısında, bugün Antalya’nın batısı, Muğla’nın güneydoğusu, Denizli ve Burdur’un güneyini kapsayan bölgede hüküm sürmüş köklü bir medeniyet. Antik çağda bu coğrafyaya Likya deniyordu. Batıda Dalaman Çayı, doğuda Kemer hattına uzanan, kuzeyde Gölhisar’a kadar çıkan bir alan. Torosların uzantısı olan Akdağlar ve Beydağları 3.000 metreyi aşan zirveleriyle bölgenin sert ve dramatik karakterini belirliyor.
Kıyı kesimi ise bambaşka bir dünya: koylar, körfezler, altın sarısı kumsallar ve Akdeniz’in parıldayan maviliği. Likya, kuzeybatıda Karya, doğuda Pamfilya ve Pisidya, kuzeyde ise Frigya ile çevriliydi. Coğrafya hem savunmaya elverişli hem de deniz ticaretine açık.
Likya Uygarlığı – Işık Ülkesi’nin Demokratik Mirası 🏛
“Likya” adının kökeni büyük ihtimalle Lukalara dayanıyor. MÖ 2. binyılın başlarında Doğu Akdeniz’de korsanlıklarıyla bilinen bu halkın adı, Grekler tarafından “Likya” olarak telaffuz edilmiş. Likyalılar, Kadeş Savaşı’nda Hititlerin yanında yer almış. MÖ 7. yüzyılda yerel bir krallık kurmuşlar, MÖ 6. yüzyıl ortasında ise Pers egemenliğine girmişler.
MÖ 5. yüzyılda Perslere karşı kurulan Delos Birliği’ne katılmışlar. MÖ 334’te Büyük İskender bölgeyi Perslerden almış. Onun ölümünden sonra komutanlarının hakimiyetine giren Likya, MÖ 167’de Roma’nın tanıdığı ayrıcalıkla yeniden bağımsızlık kazanmış. Bu dönem, özellikle Olympos ve Phaselis gibi liman kentlerinin korsan saldırılarıyla zorlandığı yıllar. Roma İmparatorluğu’na bağlanarak eyalet statüsüne geçmiş; imparatorluğun yıkılışı ve 7. yüzyıldan itibaren başlayan Arap akınlarıyla bölge büyük ölçüde terk edilmiş.
Likya’yı özel yapan yalnızca coğrafyası ya da ticareti değil. En dikkat çekici yönü, tarihte bilinen ilk federatif ve demokratik birliklerden birini kurmuş olması: Likya Birliği. Antik kaynaklara göre bölgede yaklaşık 70 yerleşim vardı; bunların 23’ü birliğe üyeydi. Her kent birliğe temsilci gönderiyor, oy hakkı ise kentin büyüklüğüne ve ekonomik gücüne göre belirleniyordu.
En güçlü kentler olan Xanthos, Patara, Pinara, Olympos, Myra ve Tlos üç oy hakkına sahipti. Daha sonra Limyra da bu gruba katıldı. Diğer kentler iki ya da bir oyla temsil ediliyordu. Birlik meclisi kendi başkanını seçiyor; ayrıca ordu komutanı, sekreter, hazine görevlisi ve yargıçlar yine temsilciler arasından belirleniyordu. Bu yapı, anayasası ve kurumlarıyla modern anlamda bir konfederasyon modelini andırıyor.
Birliğin merkezi Patara idi. Bugün kalıntılarını görebildiğimiz Patara Meclis Binası, yaklaşık üç bin yıl önce Likya Birliği toplantılarına ev sahipliği yapıyordu. Üye kentlerin vatandaşlarına tanınan haklar dikkat çekici: farklı kentlerde toprak satın alma, ticaret yapma, evlenme gibi sosyal ve ekonomik özgürlükler vardı. Seçme hakkı kişinin yaşadığı kentle sınırlıydı; ancak bazı üst düzey görevliler başka kentlerde de seçilebiliyordu. Bu yönüyle Likya Birliği, birçok araştırmacıya göre modern birlik modellerine, hatta Avrupa Birliği’ne benzetiliyor.
Likyalıların kendilerine özgü bir dili vardı: Likya dili. Bu dil, 29 harften oluşan ve altı ünlü barındıran Likya alfabesi ile yazılıyordu. Batı Grek alfabesine benzemekle birlikte Grekçede bulunmayan bazı sesleri içeriyordu. Uzun süre Grekçe ya da Farsça ile akraba olduğu düşünülse de 1945’te dilbilimci Holger Pedersen, Likya dilinin Anadolu dilleriyle bağlantılı olduğunu ortaya koydu. Bugün genel kabul, Likya dilinin bir Batı Luvi lehçesinden geliştiği yönünde.
Sonuçta Likya Uygarlığı, yalnızca antik kent kalıntılarından ibaret değil. Federatif yapısı, meclis sistemi, oy düzeni ve kültürel bütünlüğüyle Anadolu tarihinin en özgün siyasi deneyimlerinden biri. Bugün Xanthos, Patara, Myra, Tlos gibi kentlerde dolaşırken gördüğün kaya mezarları, tiyatrolar ve yazıtlar; sadece taş değil, üç bin yıllık bir siyasal ve kültürel hafızanın izleri.
Likya Uygarlığı Antik Kentleri 🏛
Likya, Köyceğiz’den Antalya’ya uzanan ve Akdağ ile Beydağları arasında kalan antik bölgenin adı. Bugünkü Teke Yarımadası olarak bilinen bu coğrafya, MÖ 7-8. yüzyıllarda batıda Karia, doğuda Pamphylia, kuzey doğuda Pisidia ve kuzeyde Frigya ile çevriliydi.
Antik dönemde 60’tan fazla kente ev sahipliği yapan Likya, Kaunos‘tan başlayıp Telmessos, Ksanthos, Patara, Phellos, Antiphellos, Myra, Limyra, Korydalla ve Phaselis üzerinden Antalya’ya uzanıyordu. Likyalılar, MÖ 1. yüzyılda 23 kentten oluşan Likya Birliği‘ni kurarak antik dünyanın ilk demokratik federasyonunu oluşturdular.
Bu benzersiz birliğin başkenti Patara olmak üzere Xanthos, Pinara, Olympos, Myra ve Tlos gibi önemli kentleri vardı. Engebeli coğrafyası savunma avantajı sağlarken, bugün bu antik ticaret yolları dünyanın en prestijli trekking rotalarından birine dönüştü.
Fethiye‘den Antalya‘ya uzanan 535 km’lik Likya Yolu, Sunday Times tarafından dünyanın en iyi 10 uzun mesafe yürüyüş rotası arasında gösterildi. Türkiye’nin ilk uzun mesafeli trekking parkuru olan bu rota, Gelidonya Feneri‘nde 2007’de Türkiye’nin en güzel manzarası seçilen panoramayı sunuyor.
Rota boyunca Tlos, Pınara, Xanthos Letoon, Patara, Olympos, Simena, Myra gibi muhteşem antik kentleri keşfederken, Akdeniz’in turkuaz sularından dağların zirvelerine kadar uzanan manzaralar eşliğinde unutulmaz bir zaman yolculuğu yaşayabilirsiniz.
1. Pınara


Pınara Antik Kenti, Fethiye merkezden 45 km uzaklıkta, Minare Köyü yakınlarında bulunuyor. Antik Kent, yuvarlak bir tepeye kurulduğundan adını Likya dilinde yuvarlak anlamına gelen ‘Pinale’ veya ‘Pinara’ kelimelerinden alıyor.
Mitolojiye göre Pınara Antik Kenti, döneminin üç oy hakkına sahip altı önemli Likya Uygarlığı kentinden biri. Pınara, depremler nedeniyle zarar görmüş olsa da günümüze birçok kaya ve lahit mezarı, hamam, tiyatro, agora ve odeon gibi görülmeye değer yapıları ulaştırmayı başarmış.
2. Sidyma
Sidyma, Fethiye’nin Dodurga ve Boğaziçi köyleri yakınlarında, doğanın fethettiği antik kentlerden biri. Kent, girişindeki yüksek anıt mezarları ve Roma döneminde yapıldığı sanılan muhteşem sütun süslemeleriyle gezginleri karşılıyor.
Yakınlarında bulunan yerleşim yerlerine rağmen doğayla tamamen iç içe geçen Sidyma Antik Kenti, Likya’nın tanrılarına adanmış tapınakları, büyük kaya mezarları ve sarmaşıklarla birleşmiş surlarıyla görülmesi gereken yerler listesine girmeyi hak ediyor.
3. Xanthos
Xanthos Antik Kenti, Antik çağda Likya Uygarlığı’nın en büyük idari merkezi olarak biliniyor. Fethiye merkeze 46 km uzaklıkta bulunan Xanthos, birçok kanlı savaşa ve birbirinden önemli tarihi olaylara şahitlik ettiği için, ne yazık ki kentte günümüzde görülebilecek pek fazla yapı bulunmuyor.
1840’lı yıllarda yapılan kazılarda bulunan eserler British Museum’da sergileniyor. UNESCO Dünya Mirası Listesine 1988 yılında alınan Xanthos Antik Şehri, günümüze kadar korumayı başardığı kaya ve lahit mezarları, tiyatrosu ve kilisesiyle görülmesi gereken antik kentler arasında.
4. Pydnai

Pdynai, Fethiye yakınlarındaki dünyanın en güzel 10 doğal kumsalından biri olan Patara Plajının batısında bulunuyor. Plajı görmeye gelen gezginlerin rotasına girmeyi başaran Pydnai, kuşbakışı manzarasıyla macera sevenlerin de gözdesi. Kentin kale surları günümüze kadar ulaşmışsa da surlar içindeki kentten geriye pek fazla yapı kalmamış.
Batı kapısından Likya Yolu geçen Pydnai Antik Kenti, depremler ve savaşlar sonucunda coğrafi temeldeki bozulmalar nedeniyle günümüzde küçük bir tepede yer alıyor.
5. Letoon


Letoon, Fethiye’den 65 km uzaklıkta, Kumluova Köyü yakınlarında bulunan bir antik kent. Şair Ovidius’un anlattığı öyküye göre, Zeus’tan hamile kalan Leto’nun adına kurulan kent merkezinde, kuzeyde Leto, ortada Artemis ve güneyde Apollon’a adanan yan yana üç tapınak bulunuyor.
Xanthos Antik Kenti ile birlikte 1988’de UNESCO Listesine alınan kent, 7. yüzyılda tamamen terk edilerek sessizliğe bürünmüş. Şehirde tapınakların güneybatısında bir çeşme ile kuzeydeki Stoa ziyaretçiler tarafından görülebiliyor. Sırtını doğal yamaca dayayan, Helenistik Döneme ait tiyatro da günümüzde kadar ulaşabilen yapılar arasında yer alıyor.
6. Antiphellos
Antiphellos, Kaş bölgesinin Likya dönemindeki isimlerinden biri. Şehirde bulunan iki dilli bir yazıt sayesinde, Kaş’ın altındaki şehrin Anthiphellos olduğu kesin olarak anlaşılıyor. Kaş, Antiphellos Antik Kenti üzerine kurulduğundan şimdilerde görülebilecek fazla kalıntı bulunmuyor.
Antiphellos’taki en önemli anıt, Uzun Çarşı Caddesi üzerinde, halıcı dükkanlarının arasında kalan ve tek bloktan oluşan bir lahit. Günümüze sağlam bir şekilde ulaşabilen lahdin kime ait olduğu bilinmese de halk ona Kral Lahdi adını yakıştırıyor.
7. Phellos
Phellos, Kaş’ın Pınarbaşı Köyü’nde bulunan antik bir kent. Tarihi hakkında pek bilgi bulunmasa da Phellos Antik Kenti, günümüze ulaştırdığı kalıntılarıyla bir savunma kenti olduğunu anlatıyor. Antik şehirde akropolü çevreleyen surlar dışında fazla yapı kalıntısına rastlanmıyor. Akropolün batı kenarında yer alan ev tipi kaya mezarı, Likya’nın ahşap ev mimarisini kayaya yansıtan en özgün örneklerden biri.
8. Apollonia
Apollonia, Kaş’a 22 km mesafedeki Kılıçlı köyünde yer alan bir antik kent. Kekova yolu üzerinde Likya Birliğine bağlı olarak kurulan şehir, ‘L’ harfine benzeyen bir kayalığın tepesinde bulunuyor. Apollonia Antik Kentini çevreleyen ve günümüze bir kısmı ulaşan surların iç kısmında bir Bizans yapısı ve aynı döneme ait bir kilise bulunuyor.
En ilginç yapılardan biri olan 6 prizmalı gövdeli mezar anıtı, hamam ve kilisenin yanı sıra tahrip olmuş tiyatro, kentte görülebilecek kalıntılar arasında.
9. Aperlai
Aperlai, Kaş ile Kekova arasında, Sıçak Yarımadasının eteklerinde MÖ 400’lerde kurulan antik kent. Şehirde henüz kapsamlı bir kazı çalışması yapılmasa da Aperlai Antik Kentinin kalıntıları denize doğru inen tepenin eteklerinde yer alıyor.
Antik şehirdeki MÖ 4. ve 5. yüzyıla ait eserlerden, Likya diliyle yazılan gümüş sikkeler, Aperlai’nin Likya Birliği öncesi varlığını kanıtlıyor. Kentin rıhtımı ve buna bağlı yapılar şimdilerde su altında kalsa da deniz altındaki görüntüler yer yer izlenebiliyor.
10. Simena
Simena, Kaş ile Finike arasında, Demre’de yer alan, günümüzde Kaleköy olarak bilinen küçük bir Likya kıyı kenti. Antik kentin, MÖ 4. yüzyıldan günümüze kadar stratejik bir nokta olmasının en büyük kanıtı hala sapasağlam duran kalesi.
Sadece deniz yoluyla ulaşılabilen kentteki kaleden Kekova ve çevresinin en güzel manzaralarını görmek mümkün. Simena Antik Şehri, depremlerden dolayı yarısı suyun içinde, yarısı suyun dışında kalan haliyle tam anlamıyla bir sualtı arkeoloji müzesi.
11. Olympos


Olympos, Antalya’nın 80 km güneyindeki Antik Likya bölgesinde yer alıyor. Kentin kesin kuruluş tarihi bilinmese de MÖ 168-78 yıllarında basılan sikkeler Likya Birliğine işaret ediyor. Şehir, eski Anadolu dillerinde yüksek dağ ya da ulu dağ olarak da adlandırılıyor.
Doğudan Akdeniz’e açılan Olympos Antik Kenti, ortasından geçen Akçay (Olympos Çayı) ile ikiye bölünerek tarih boyunca liman kenti olma özelliği gösteriyor. Günümüzde özellikle gençlerin ilgi gösterdiği Olympos, yeşil ve mavinin eşsiz güzelliklerini bir arada barındırıyor.
12. Faselis
Faselis, Antalya’ya yaklaşık 55 km, Kemer’e 16 km uzaklıkta bulunan Antalya’nın en güzel tarihi yerleri arasında yer alan bir antik kent. Beydağları Sahil Milli Parkı sınırları içindeki çam ve sedir ormanları arasında yer alan kentin tarihi MÖ 7. yüzyıla kadar uzanıyor. Antik şehir, muhteşem kalıntıları arasında gezerken aynı zamanda güneşlenip denize girebileceğiniz nadir yerlerden.
Çakılsız sahiliyle Antalya’nın en güzel plajlarından birine sahip olan kent, Likya’nın önemli limanlarından olma özelliği de taşıyor. Şehirde Kuzey Limanı, Savaş Limanı veya Korunmuş Liman ve Güneş Limanı olmak üzere 3 önemli liman bulunuyor. Ayrıca kentin ortasındaki 20-25 metre genişliğindeki muhteşem cadde, görülmeye değer yerler arasında.
Doğal güzellikleri ile gezginlerin gözdesi olan Likya Yolu, Türkiye’nin en iyi manzaralarına sahip, görülmesi gereken yürüyüş rotaları arasında. Fethiye’den Antalya’ya kadar yayılan kaya ve lahit mezarları, Türkiye’nin en güzel manzaralarından biri olan Gelidonya Feneri ve daha birçok muhteşem deneyimi yaşamak isteyen gezginler, her yıl özellikle ilkbahar ve yaz döneminde Likya Yolunu ziyaret ediyor.










