Uncle Tan Advanture Camp’ta 2 gün kaldıktan sonra, Sepilok’taki Uncle Tan B&B’a geri döndüm. Orada bir gece daha kaldıktan sonra Kota Kinabalu’ya giden otobüse atladım. Sipadan’da dalmak yerine Mabul’da dalmıştım, Danum Valley’e gidememiştim ama bunun yerine Uncle Tan’ın popüler Jungle kampında 2 gece uyumuştum. Şimdiyse tekrar modern hayata, Sabah Eyaleti’nin başkenti Kota Kinabalu’ya dönmek zamanıydı.

Otobüsüm yol boyunca, kesilen ormanların yerine palm yağı için yetiştirilen çok sayıda palmiye ağacı bahçelerinin arasından geçip görkemli Mount Kinabalu’ya ulaştı. Kinabalu Dağı eteklerinde, kıvrıla kıvrıla giden virajlı yollardan geçerken gün de batmak üzereydi. O anda, hayıflanarak otobüsün penceresinden izlemek durumunda kaldığım şahane günbatımı manzarasının tadına doyum olmazdı. Bir yandan yolun bazı yerleri sisle kaplıyken, bir yandan uzak ufuktaki bulutların arkasından batan güneşin, bu sisli havada yarattığı kızıllığın her göreni heyecanlandıracağına eminim. Bir yanım geri dönüp, Güney Asya’nın bu  en yüskek dağına tırmanmaı söylerken bir yanım aşırı yüksek fiyatlardan dolayı yapmamamı söylüyordu.

Kota Kinabalu’ya uzun ve yorucu bir yolculuk sonrası erişip terminalin güneyinden geçen yola geçip şehre giden minibüse atladım. Minibüsün geçtiği yolu öğrenmek için, gördüğüm 16 yaşlarındaki gence “İngilizce biliyor musun?” diye sorduğumda akıcı ve aksansız bir şekilde cevap verince artık bu soruyu Borneo’da sormamaya karar verdim. Zira daha önce de belirttiğim gibi pazardaki 60 yaşlarındaki yaşlı ninem bile yeteri kadar İngilizce biliyordu.

Sırt çantamı daha önce bırakmış olduğum Akinabalu Hostel’ime yerleştim. Kota Kinabalu’dan ayrılıp Borneo’nun güneyine, Semporna ve Sandakan’a giderken yanıma sadece 20 litrelik küçük çantamı almıştım ve onunla 11 gündür rahatçe geziyordum. Parmak arası terlik, birkaç t-sirt, laptop ve tablet pc. Şimdiyse tekrar diğer eşyalarıma kavuşmak zamanıydı, ancak çok da özlediğim söylenemezdi. Daha önce kaldığım zamana göre hosteli daha kalabalık buldum. Daha önce dorm odasında tek başına kalırken, şimdi ise 5 yatağın tamamı da dolu. Huzurlu bir hostel. Yenileme çalışmaları sürdüğünden ara sıra gürültü olmuyor değildi, ama yenilendikten sonra daha güzel olacağına eminim.

Hazır buradayken ve Brunei Sultanlığı sadece bir taş atımı uzağımdayken birkaç günlüğüne ziyaret etmeyi düşündüm. Sarawak’ın Miri şehrindeyken yine birkaç saat uzaklıkta bulunan Brunei’ye girmek istemiştim. Sınır kapısından, Türkiye vatandaşlarına kapıda vize verilmediğini öğrenip geri dönmüştüm. Vizemi almak için Brunei Sultanlığı’nın Immigration ofisini uzun aramalardan sonra buldum. Google’daki adreste farklı yerde görünüyor. Nihayet bulduğumu düşündüğüm yerde yoktu, meğer Sambulan denilen bir mahalleye taşınmış. Vize başvurusu için pasaportumu verdim içeri. Uçak biletim olup olmadığını sordu görevli. İşte komedi yine başlıyordu.

Bir çok ülke vatandaşının nerdeyse elini kolunu sallayarak, pasaportuna 2 dakikada içerisinde sadece bir kaşe alarak gittiği Brunei Sultanlığı’na, Türkiye vatandaşlarının girebilmesinin yolu gidiş-dönüş uçak biletini göstermelerinden geçiyor. Sarawak Eyalati’ndeki, Miri şehrinden 4-5 saate Brunei’nin başkenti Bandar Seri Begawan’a ulaşılabilirken ve yine Kota Kinabalu’dan önce Labuan Adası’na 2 saatte botla gidip oradan da yine Brunei başkentine 20 dakikada botla kolayca gidilebilirken, dayatılan ve fiyatları hiç de ucuz olmayan uçak biletini alıp Brunei’ye gitmeye hiç de niyetim yok. Aslında benim için Brunei pasaportumdaki artı bir kaşeden başka bir yer değil.

Petrol zengini, sultanlıkla yönetilen bu küçücük ülkede dünyanın en büyük saltanat sarayı ve yine dünyanın en büyük camisi bulunuyor. Bunlar dışında Sabah veya Sarawak’tan farklı, özgün görülesi bir yeri yok. Doğrusu bu “en büyük” 2 yapının mimari bir büyüleyiciliği internette gördüğüm fotoğraflardan anladığım kadarıyla da yok.  Hemen birkaç saat uzaklıkta olan Brunei’ye gitmekten vazgeçtim ben de. Dileyenler Kota Kinabalu’dan Bandar Seri Begawan’a ulaşabilir, ya da aktarmalı uçuşlarını Brunei üzerinden ayarlayanlar 3 günlük transit vize alabiliyorlar.

Kota Kinabalu’da geçirdiğim günler boyunca sinemaya gitmeyi ihmal etmedim. Suri Sabah adlı alışveriş merkezinde 2 defa sinemaya gittim. Sinema biletleri RM6-9 (4-6TL) arasında değişiyor. Şahane salonları vardı. Yine, Tunku Abdul Rahman Park’ında yer alan güzelim tropikal ada Manukan’a bir defa daha günlük gezi yaptım. Bu defa akşam ayrılmadan yağmura yakalandım. Hani adada çadır kurmama izin verseler 10 gün kalırdım. Resort olduğundan izin verilmiyor.

Aslında Kota Kinabalu’da bu kadar uzun süre kalmamı gerektirecek bir şey yoktu. Sıklıkla dediğim gibi bu gezi günlüğümü yazmak en çok zamanımı alan şey oldu. Biraz dinlenmek ve blogu derleyip topladıktan sonra yola çıkmayı düşünüyordum. Normal rotam tekrar Kuala Lumpur ve oradan Malezya’nın kuzeyine yönelmek ve oradan da Tayland’a geçmekti. Ancak Tayland’taki yağışların hayatı felç etmesi, turistlerin sular ve sellerden nasibini almamış güneydeki turistik adalara yönelmeleri dolayısı ile fiyatların artması gibi nedenlerle nereye gidebileceğimi düşündüm.

Kaldığım Akinabalu Hostel’de tanıştığım Filipinli Marie ve Kiiten’den epeyce bilgi aldıktan sonra yönümü Filipinlere çevirmeye karar verdim. Hem Kota Kinabalu Filipinler’e çok yakın bir yer. Uçak biletlerini araştırdıktan sonra, Asya’da en güzel uçuş fiyatlarını veren firmalardan birisi olan AirAsia’dan, RM147 (85TL) ‘ye Manila’nın yakın komşu şehri Angeles Clark Havalimanı’na 31 Ekim tarihli uçuş biletimi aldım.

Gezi boyunca en çok hayıflandığım şeylerden birisi yanıma Canon PowerShot G5 cameramı almamış olmamdı. Öyle ki, memlekette her an yanımdan ayırmadığım kameramı nedense yola çıkarken aptallık edip almadım. O kadar yokluğunu hissettim ki onu Türkiye’den getirmenin yollarını araştırdım. Geziyorumlari.com web sitesindeki foruma derdimi anlatınca kısa sürede birkaç arkadaştan cevap aldım. Filipinlere ayın sonunda gelecek olan Atıf adlı bir gezginden fotoğraf makinemi getirmesi konusunda anlaştık.

Bu güzel başkentten ayrılmadan önce aynı hostelde 10 gün daha kaldım. Sanki yerleşik hayata geçmiştim yine. Artık evim olmuştu. Gelenlerle tanışıyordum, sonra onlar gidiyorlardı ben kalıyordum. Zamanımın çoğunu her zaman olduğu gibi yol günlüklerimi yazarak, fotoğrafları düzenleyerek, internette yeni rotalarım hakkında bilgi toplayarak, şehri dolaşarak, yerel lezzetlerin tadına vararak geçiriyordum.

Artık her şeyi netleştirmiş, yeni rotamı belirlemiştim. Şehrin hemen arkasında bulunan tepeden Kota Kinabalu’yu izlemek için bir Signal Hill Observatory denilen şehri gözleme tepesine çıktım. Bu şehre ilk geldiğimde kaldığım Lucy Backpacker’in hemen arka bahçesinden dik merdivenlerden tırmanıp 20 dakika sonra bu izleme noktasına ulaştım, 180 derece şehri görmeniz mümkün. Karşıdaki Tunku Abdul Rahman parkındaki Mamutik, Manukan, Sapi ve Gaya Adaları masmavi denizin içerisinde karşımdaydı. Özleyeceğim bu şehri.

Day 450, Borneo:38. Kota Kinabalu, Sabah, 28 Ekim 2011, Cuma

DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!