Canggu’daki 4 günü doldurduktan sonra artık Ubud’a geçme vakti. Sabah erken uyanmıştım. Macar Balázs ile sohbet ettik. 45 yaşında sosyal hizmet uzmanı olarak Budapeşte’de çalışıyor ve evsiz kimsesizleri için ev yapma ve edindirme projelerinde çalışıyor. Her yıl 2 veya 3 haftalık tatillerinde atlayıp uçağa bir yerleri keşfetmeye çıkıyor. Sonra aynı oda da kaldığımız Farid’de uyanıp bize katıldı. Benim gibi o da bugün ayrılıyormuş. Farid İran asıllı bir Hollandalı. Kaldığım Ombak Bagus Homestay Hollandalı bir aile tarafından işletildiğinden Hollandalı gelen giden çokça müşterisi var. Benim gibi Farid’de dalış kursu almak istiyormuş. İnternetten ve broşürlerden biraz daha araştırdık. Sonunda Adanın Amed adlı küçük bir kasabasının olduğu yerde karar kıldık. Kursu birlikte alacağız ve Ubud’a da birlikte gideceğiz. Ubud’a gitmek için taksi çağırdık. Şoförle pazarlık yapıp Ubud’a bizi götürmesi için anlaştık (160.000 IDR, 31 TL). 1 saat uzaklıktaki Ubud’a daha ucuz gidebilme şansımız var. Önce taksi ile Kuta veya Denpasar’a oradan da turist otobüsleri ile Ubud’a transferler var (30.000 IDR), ancak biz taksi ücretini iki kişi olarak paylaşacağımızdan makul fiyata Ubud’a gidebilecektik.

Yol boyunca Farid ile ilk defa sohbet etmeye başladık, daha önce kaldığumız hostelde sohbet etme imkanı bulamamıştık. Ağırlıklı olarak bilim ve spirtualizm odaklı fikirleri paylaştık. 29 yaşında ilginç biri, IT uzmanı olarak Hollanda’da yaşarken, kısa Avrupa seyahatlerinde hostellerde tanıştığı gezginlerin hikayeleri ona çok cezp edici gelmiş ve 1 yıl sürmesini umduğu seyahatine çıkmış. Asya’dan başladaığı gezine ilk olarak Endonezya’dan başlamış, ikimiz de aynı gün Endonezya’ya gelmiştik. Kendisi 12 yaşındayken ailesi İran’dan Hollanda’ya taşınmış.

Sohbetimize taksi şoförünü de kattık. Daha önce belirttiğim gibi hemen karşılaştığım her Balili mutlu görünüyor, sorduğunuzda da evet cevabını aldığınız gibi yüzlerindeki ışıktan da bunu anlıyorsunuz. Şoförümüzün adı Wayan.

Evli ve bir çocuğu var şoförümüzün. Şoförümüz: “Zenginlik önemli değil ama eğer maddi olarak karşılayabilsem birisiyle daha evlenmek isterim” diye söyleyince Farid ile şaşkın şaşkın birbirimize bakındık. Eğer eş kabul ederse eve ikinci kadını getirebileceğini ve bu konuyu eşiyle konuşup oluru aldığını söyledi. Peki aynı şeyi eşinin de yapabileceğini, böylesi daha adil olduğunu söyleyince “Bizde kadın ve erkek eşittir, neden olmasın!” diyerek bana aşmış cevabı vermiş oldu.  İnançlar, Hinduizm’in etkisindeki Balinese yaşam tarzı, aile hayatı ve sosyal hayat etrafında akan konuşmalarla nihayet Ubud‘a vardık.

İlk vardığımız sokağın sonu Maymunlar Ormanı. Hemen yolun kenarındaki turistlerin yanında yerde ve ağaçta dolaşan maymunlar var. Ubud’un önemli ziyaret edilesi yerlerinden birisi bu Monkey Forest. Çantalarımızı sırtladıktan sonra etraftaki homestay ve bungalov tabelalarına bakıp ilerlerken motosikletiyle yanımızdan geçen biri oda bakıp bakmadığımızı sordu. Öylece onu takip edip, odayı da gördükten sonra yerleştik. Odasında kocaman bir duble yatağı ve önünde diğer 2 odayla paylaştığı balkonu ve duşu ile bir odanın kiraladık (130.000 IDR, 24 TL). Geceliği 50 TL olan Avustralya’da paylaşımlı 6 kişilik hostel odalarından sonra, fiyat farkını ve kaliteyi siz tahmin edin artık.

Ubud’ta her evin bir tapınağı var, bahçesinden içeri girdiğinizde ilk önce göreceğiniz yer görkemli ve göz alıcı tapınak. Evler tapınakla içi içe veya yanında oluyor. Bahçede horoz, tavuklar, civcivler ve de çocuklar dolaşıyor. Kanada’nın Quebec tarafından olan iki komşumuz var. Eşyaları yerleştirdikten sonra yüzümüzde gülümseme ile kendimizi sokağa attık. Vardığımız anda kolayca güzel ve ucuz bir oda bulmuştuk. Ubud’un o sizi çevreleyen samimi havası da hoşumuza gitmişti.

Sokaklar dar, kaldırımlar ise iki kişinin yan yana yürüyemeyeceği kadar dar ve çoğunlukla bozuk veya engebeli. Yağmur sularının uzaklaştırılması için kaldırımların altı kanalizasyon ve bazılar kırık olduğundan yürürken dikkat etmezseniz bir bacağınızı içerisinde bulabilirsiniz hani. Dikkatli yürümek lazım. Yol böyle dar olunca tek yon olan sokaklarında insan kalabalığından ve araç çokluğundan yürümek biraz zorlaşıyor. Her beş metrede gülümseyerek, size elinde taxi yazılı pankartı gösterip, taksi diye soran birileriyle karşılaşıyorsunuz.

Sağlı sollu restoranlar ve alışveriş dükkanları bulunuyor. Horoz sesleri, köpek ve tavuk sesleri araçların ve insanların gürültüsüne karışıyor. Ana caddeyi gezip sağa dönüp ileriden tekrar ana caddeye paralel caddeye daldığımızda her şey biraz daha değişti. Daha az trafik ve dükkanların kalitesi biraz daha düşük görünüyor ama ben bu caddeyi ana caddeden daha çok sevdim. Yol üzerinde yüzlerce homestay/bungalov ve dolayısı ile tapınak var. Elimden fotoğraf çekmek için telefonumu indiremedim hani. Ne yana dönseniz, baksanız içinizde fotoğraflama arzusu kabarıyor.

Tapınakların dizaynı, kapılarındaki ilginç heykeller, kapı önünde oturan insanlar ve çocuklar, dini tören için bir araya gelmiş yaklaşık on çocuğun ellerindeki enstrümanlarla geleneksel dini müzik yapıp para toplamaları ve tabi ki en büyüleyicisi tapınak ve homestaylerin bahçeleri. İçeri dalmadan öylece geçmeniz mümkün değil. Biz de başladık her homestayi ve dolayısı ile tapınağı gezmeye. Çoğunlukla girişteki tapınakların dizaynını anlatmak zor. Merkezi yerinde etrafı açık ve üstü kapalı olacak şekilde bizim kamelya diyebileceğimiz tarzda inşa ediyorlar. Bunu bunun gibi veya oda benzeri birkaç küçük yapı takip ediyor. Ya ağaç oymadan kolonları ve çatının saçaklarını yapıyorlar veya kalıplardan çıkmış betondan. Ancak hava nemli ve yağışlı bir iklime sahip olduğundan yeni bile olsalar bu betonlar antikmiş gibi eski görünüyor.

Her homestayin bahçesi botanik garden gibi. Çeşmeler, nilüfer çiçekli ve rengarenk balıkların yüzdüğü havuzlar, içlerinde kral yatağı tarzında dizayn edilmiş duble kocaman ve yüksek yatakların bulunduğu kamelyalar, palmiye ve kokonat ağaçları, sarmaşıklar, kafeslerde olan papağanlar ve bazı etkileyici lokal kuş türleri, rengarenk çiçekler…

Girdiğimiz her homestayden aldığımız fiyatlar ise 200.000 ila 400.000 arasında değişiyor. Bazılarında klima, TV ve mini buzdolabı bile varken, bazılarının önünde kendine özel bahçesi, kamelyası, balkonu veya terası ve yer minderleri bile var. Genelde ucuz konaklama tercihi, Ubud’ta kendini bu lükse bırakacak gibi. Lüks denilebilecek bu odaların ortalama fiyatı Avustralya’daki hostellerdeki paylaşılan yatak fiyatlarından daha ucuz. Hele odanızı burada biriyle paylaşıyorsanız bu lüksü çok ucuza yaşama fırsatı oluyor. Dewi Sri Bungalows adındaki yarın taşınacağımız yer hakkında bilgileri daha sonra aktaracağım. Yoksa çok uzun bir yazı olacak bu. Keçak Cafe adlı yerel güzel lezzetlerden tadıp yine yol üzerindeki homestayleri ziyaret ede ede akşam ettik.

Akşama doğru aniden bastıran yağmurla bir marketin önce önünde, sonra da içerisinde elimizde biralarımız ile bekledik. Tabi bizim gibi yine içeri doluşup biraları açıp birlikte içerken tanıştığımızda ortaya karışık bir insan grubu oluşturmuştuk. Farid’in Hollanda’dan en samimi iki arkadaşı da markette bize katıldığında 2 Hollandalı, 1 Fransız, 1 Türkiyeli, 1 İranlı ve 1 de Jamaika asıllı İngiliz ile gezilerimiz hakkında sohbet ediyorduk.

Akşam kalacağımız yere döndüğümüzde 6 saatimizi dışarıda geçirmiştik. Uzunca bir süre balkonda oturup sohbete daldığımızdan yemek için dışarı çıkmaya gecikmiştik. Restoranların bir çoğu saat 10’da kapatıyor. Bazı lüks ve pahalı olanları daha uzun süre açık kalıyor. Beğendiğimiz ve fiyatlarını makul bulduğumuz birinde oturup menüde birbirinden güzel görünen tabaklarından birini seçtik. Restoran normalde yol seviyesinde olmasına rağmen oturduğumuz masanın alçak duvarın arkasına baktığınızda, yerden yaklaşık 20 metre yukarıda olduğunuzu ve hemen altımızda muz ve diğer ağaçlardan oluşan tam bir jungle olduğunu görüyoruz. Bir yanınız şehir bir yanınız jungle.

Son müşterileri olarak restorandan ayrılıp bir barda bir saat vaktimizi geçirdiğimizde saati de 1 yapmıştık. Farid yerde bense kocaman yatağı alıp kendimizi uykuya teslim ettik.

Day 348: Endonezya:5. Bali, Ubud, 17 Temmuz 2011

DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!