Filipinler nüfusunun %12’si Metro Manila’da bulunuyor. Metro Manila, 17 idari bölgeden oluşuyor ve Manila ise Metro Manila’nın bu idari bölgelerinden sadece bir tanesi. 1.700 binden fazla nüfusa sahip. Metrekareye düşen insan sayısı olarak dünyanın en kalabalık yerlerinden birisi. Sokağa çıktığınızda kalabalık insan yığınlarıyla karşılaşıyorsunuz. Alışveriş merkezleri, metrolar, toplu taşıma araçları ve sokaklar hep kalabalık.

Cazibesi olmayan bu kalabalık şehirden kaçmak için hemen planlarımı yaptım. Büyük sırt çantamı kaldığım Malate Pansiyon’a bırakıp, yanıma sadece ihtiyacım olabilecek şeyleri küçük sırt çantama doldurup terminalin yolunu tuttum. Yeni rotam Manila’nın da üzerinde bulunduğu, Filipinlerin bu Luzon Adası’nın kuzeyi. Yüksek dağları, serin iklimi,  UNESCO Dünya Mirası listesinde bulunan 2.000 yıllık pirinç tarlaları, yerli kabileleri ile beni baştan çıkaran yerleri keşfetmek için heyecanlanmıyor değilim.

Taft Avenue’ye yürüyüp oradan LRT Metrosuna binip Central olarak adlandırılan yerde inip oradan da bir jeepneye atladım. II.Dünya savaşı sonrasında Amerikalılar adadan ayrılırken işe yaramayan jeepleri de gerilerinde bırakmışlar. Bizim zeki Filipinliler bu jeepleri modifiye edip toplu taşıma araçlarında kullanmaya başlamışlar. Şimdilerde kamyonetleri uzatıp jeepneye dönüştürüyorlar. Kasasında sağlı sollu birbirine paralel koltuklar uzanıyor. Bu çok gürültü, yoğun egzoz gazı ile çevreyi kirleten jeepneye arkasından biniyorsunuz ve ücreti is 8 Peso (300 Kuruş). Sokaklarda göreceğiniz araçların belki de %80’i jeepneyler ve taksiler.

Jeepney ile Sampaloc denen bölgedeki Florida Şirketi’nin otobüs istasyonuna vardım. Malate Pansiyon çalışanlarından otobüs kalkış saatleri ile bilgi almıştım. Otobüsüm gece 10:45’de kalkıyor. Bense biraz erken gelmiştim. Vaktimi yine kalabalığın arasına karışıp, gece pazarlarını dolaşarak geçirdim. Bu şehir geceleri gündüzlerden çok daha kalabalık. Manila gece yaşayan bir şehir. Öyle ki otobüsün kalkmasına yakın ayrıldığım restoranda çoluklu çocuklu, bebekli çok sayıda aile vardı. Geceyle birlikte serinlenen havayla insanlar zamanlarını dışarıda geçiriyorlar.

Manila’dan gideceğim yer olan Banaue  otobüs bileti  için 450 Peso ödemiştim. Otobüsüme adımımı attığımda şaşırdım. Tamamı benim gibi gezginlerle doluydu ve bense bunu hiç beklemiyordum. Buz dolabından farkı olmayan otobüste saronguma sarılıp, kıvrılıp uyudum. Gece bir yerlerde yemek molası için durduğunda dışarıya çıktığımda gördüğüm manzara şaşırtıcıydı. Islak toprak, sisin içerisinde park etmiş araçlar ve dükkanlar, restoranlar. Gizemli ve mistik bir hava soluyorsunuz, farklı bir yere gittiğinizi hissediyorsunuz. Gözünüzü İstanbul Harem Otobüs Terminali’nde kapatıp, Karadeniz’in Ayder Yaylası’nda açtığınızı düşünün, aynen öyle işte.

Yollar çok bozuk ve virajlı, bazı yerlerde yol bile yok. Yağmurlar alıp götürmüş, stabilize yolda gidiyorsunuz. Otobüsün farının aydınlattığı kadarıyla gördüğüm buydu. 9 Saatlik bir yolculuk sonrası sabahın 7’si civarında nihayet Baguio’ya vardım. Oradan turistler için shutle hizmeti veren jeepneye atlayıp, kasabanın merkezine ulaştım. Uyumi’s Greenview Lodge adlı otele yerleştim (350P). Müthiş bir manzarası var. Aslında buradan direk Batad Köyü’ne geçecektim ama, restoranına oturup manzarayı izlemeye başlayınca kalkamadım. Nasılsa acelem yok, bu manzaranın tadını 1 gece çıkarıp sonrasında Batad’a gitmeye karar verdim.

Duş alıp, kahvaltımı yaptıktan sonra kasabayı turlamaya başladım. Önce gürül gürül akan dereye ulaştım, oradan da kasaba sokakları arasında rastgele yürüdüm. Karşılaştığım bir kalabalığı merak edince, bir cenaze merasimi için toplandıklarını öğrendim. Yerde kocaman şişman bir domuzun dersindeki kıllarını kaynak makinesi aleviyle yakıyorlardı. Hali vakti yerinde birisi öldüğünde günlerce her gün bir domuz kesip kaynatıp gelenlere dağıtırlarmış. Daha ortada kaynayan bir kazan yoktu ama içerideki odaya doluşmuş belki 100 kişi vardı. Heyecanla bir lokma yemek bekliyor olmalıydılar. Filipinliler genelde fakir insanlar.

Otele geri dönüp öğlen yemeğimi aldım. Oteller çevresinde çok sayıda kılavuz sizlere tur satmak istiyor. Onlardan birisi de masama oturup bana neler yapabileceğimizi anlatmaya başladı. Kılavuzlar benim için her zaman bilgi kaynağı olmuştur, ancak mecbur kalmadıkça veya yasal zorunluluk olmadıkça kılavuz tutmam. Aktiviteler, görülecek ve yapılabilecek şeyler ve coğrafi güzellikler hakkında bahsettiklerinde onlara güvenirim, ancak ne zamanki mesafeler, ulaşım, zorluklar konusunda konuşmaya başladılar mı dediklerinin belki de ancak %10’una inanırım. Size her zaman, kolayca kendi başınıza yapabileceğiniz şeyi imkansız ve zormuş gibi gösterirler. Bana içinde bulunduğum Banaue Pirinç Tarlaları izleme noktası ziyareti, ertesi gün için de Batad Kasabası’ndaki pirinç tarlaları için gidiş dönüş ve kılavuzluk hizmeti için 2.000 Peso fiyat verdi. Pazarlıkla da son fiyat olarak 1.600’e (67 TL) kadar düştü. Bense 500 Peso diye diretmiştim. Nefesi alkol kokan ve bana değerli bilgiler veren kılavuza çay ısmarlayıp, teşekkür edip gönderdim.

Nihayet uzun bir aradan sonra kavuştuğum kameramı boynuma takıp Banaue Pirinç Tarlaları izleme noktasına yürüdüm. Yol boyunca aslında zaten pirinç tarlalarını izliyor oluyorsunuz. Yarım saat sonra izleme noktasındaydım. Oysa kılavuz bana 1,5 sürer demiştim. İyi sallamış.

Dağlardan şelaleler akıyor, gökyüzü ve dağlar sisle kaplı. Hafif de yağmur çiselerken, teraslar halinde vadide yayılmış yemyeşil pirinç tarlaları büyüleyici bir güzellik sunuyor. Vadinin ortasından da, yağmur sularıyla beslenen ve kaldığım otelin hemen dibinden geçen dere akıyor.

Bu izleme noktasında yerel kıyafetleri içerisinde yaşı belki de seksenlerde olan güler yüzlü yaşlı bir kabile üyesi elinde bıçağıyla tahtadan heykeller oyuyordu. Bu bölgede yaşayan lokal kabilelerin geleneksel hayatını keşfetmek isteyenler için de fırsatlar var. Bazı köylerde turistler için resortlar kurulmuş. Geleneksel kulübelerde kalıp, yerel yiyeceklerinin tadına bakıp, danslarını ve müziklerini yerinde yaşayarak deneyimleyebiliyorsunuz.

Yorucu uzun bir yolculuktan sonra, hem kasabayı hem de pirinç tarlalarını gezmiş ve görmüş olarak otelime döndüm. Filipinlilerin dünyanın 8. Harikası olarak adlandırdıkları Batad pirinç tarlalarını görmek için yarın Batad Köyü’ne gitmeden önce enerjimi toplamam ve dinlenmem gerekliydi.

Day 455: Filipinler:2, Banaue, 1 Kasım 2011

1 YORUM

DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!