Fethiye, şehir hayatının gürültüsünden yorulup kendini denizin ve doğanın kucağına bırakmak isteyenler için Türkiye’deki en güçlü kaçış rotalarından biri. Deniziyle, kumsallarıyla, koylarıyla, dağlarıyla insanı kendine bağlayan bir coğrafya burası. Nereye baksan ayrı bir güzellik, her rotada ayrı bir tat var. Öyle “bir kez gidip gördüm” denilecek yerlerden değil. Gidersin, dönersin, aklın kalır. Sonra bir bahaneyle yine gidersin. Çünkü Fethiye, her gelişte başka bir yüzünü gösterir.

Tekrar tekrar kendisine gelmeniz için çokça sebep sunan Fethiye, turizmde bir dünya markası olacak kadar değerli ve özel. Yurt içinde tatil için adres soranlara, tatil kavramıyla adı en güzel örtüşen Fethiye’yi tavsiye ediyorum. Dileyene Kabak Koyu, dileyene Kelebekler Vadisi, isteyene Ölüdeniz veya Faralya. Hangisine giderseniz gidin insanı mutlu edebilen, çeşitlilik sunan keyifli bir tatil vadediyor Fethiye. Ama hepsi bir araya gelince bağımlılık yapıyor bunu bilin.

Fethiye Gezilecek Yerler

Muğla’ya bağlı bu güzel ilçe benim için sadece bir tatil noktası değil; yaşanacak yerlerden biri. Ölüdeniz gibi dünyanın sayılı plajlarından birine, Likya Yolu gibi eşsiz bir yürüyüş rotasına, Babadağ gibi korunması gereken bir doğa mirasına ve Kelebekler Vadisi gibi nadir bir ekosisteme aynı anda ev sahipliği yapıyor.

Turizmde dünya markası olabilecek nadir yerlerden biri. Tatil denince akla gelen pek çok beklentiyi tek bir coğrafyada karşılayabiliyor. Deniz tatili de var, doğa kaçamağı da. Kamp da var, lüks butik otel de. Yürüyüş rotaları, antik kentler, sessiz köyler… Herkes kendine göre bir Fethiye bulabiliyor.

Sadece yaz döneminde değil her sezon gidilebilir. Mavi bayraklı plajlarını, masmavi sularını ne kadar övsem azdır. Nereye baksanız sizi kendisine hayran bırakan koyları, plajları, adaları ve doğası var.

Kalabalık yaz aylarına rağmen Fethiye’yi sevmekten hiç vazgeçmedim. Çünkü burası sadece yazlık bir destinasyon değil. İlkbaharda yürünür, sonbaharda dinlenilir, kışın bile insanın içini açar. Likya Yolu üzerindeki köylerde bir gece geçirsen, şehirden getirdiğin yükü bırakıp dönersin.

Fethiye Gezi Rehberi

Fethiye, yerleşimin kesintisiz sürdüğü ender yerlerden biri. Kent, antik çağda Telmessos adıyla bilinen ve bugün hâlâ izlerini taşıyan Telmessos Antik Kentinin üzerine kurulmuş. Adını, mitolojide Apollon’un oğlu olarak anılan kâhin Şair Telmessos’tan alıyor. Karia ile Likya arasında kalan bu topraklar, tarih boyunca sadece bir yerleşim değil, aynı zamanda önemli bir ticaret ve geçiş noktası olmuş.

Farklı dönemlerde bağımsız yaşamış, birliklere katılmış, istilalar görmüş. Önce Attika–Delos Deniz Birliği içinde yer almış, MÖ 4. yüzyılda ise Likya Kralı Limyralı Perikles döneminde Likya Birliğine katılmış. Anadolu’yu Ege ve Akdeniz üzerinden Rodos, Girit ve Mısır’a bağlayan deniz yollarının kesiştiği noktada yer alması, Telmessos’u döneminin canlı ticaret merkezlerinden biri hâline getirmiş. Tarih boyunca Anastasipolis ve Meğri adlarıyla da anılan kent, yaşadığı büyük depremlerle defalarca yıkılıp yeniden ayağa kalkmış.

Ancak 1856 yılında meydana gelen ve 8,2 büyüklüğünde olduğu kaydedilen büyük deprem, kenti neredeyse tamamen yok etmiş. Erken dönem kalıntılarının büyük bölümü denize sürüklenmiş, günümüze yalnızca sınırlı izler ulaşabilmiş. Cumhuriyet döneminde ise kent, Osmanlının ilk pilotlarından biri olan ve 3 Mart 1914’te Şam yakınlarında şehit düşen Fethi Beyin anısına, 1934 yılında Fethiye adını almış.


FETHİYE OTEL TAVSİYELERİM

Fethiye’de nerede kalacağınız biraz nasıl bir tatil hayal ettiğinize bağlı. Gece hayatı, hareket, kalabalık diyorsanız rotayı Hisarönü ya da Ölüdeniz’e çevirin. “Biraz izole olayım, doğanın sesi yeter” derseniz Faralya ve Kabak Koyu biçilmiş kaftan. Çadırda kalırım, doğayla baş başa olurum diyorsanız Kelebekler Vadisi hâlâ bu işin en romantik adreslerinden. “Ben çok gezmem, bulunduğum yerden denize girer, gün batımını izlerim” diyenler içinse Çalış Bölgesi en rahat seçenek.

Aşağıda, yıllar içinde yolu Fethiye’ye düşenlerin yüzünü güldürmüş, karakteri olan birkaç konaklama önerimi bırakıyorum.

Yonca Lodge Hotel
Fethiye merkeze yaklaşık 15 km uzaklıktaki Yanıklar Köyü’nde yer alan Yonca Lodge, 14 odalı küçük ve samimi bir otel. Meyve ağaçlarıyla dolu bahçesinde ördekler, tavuklar özgürce dolaşıyor. Otelin en güzel taraflarından biri ise Akdeniz’e açılan, sakin ve doğal kumsalı. Kumsalın hemen bitimindeki restoranda sabah kahvaltısından akşam yemeğine kadar günün büyük kısmını keyifle geçirebilirsiniz. Gürültüden uzak, gerçekten dinlenmek isteyenler için çok doğru bir adres.

Oyster Residences
Ölüdeniz’de, bütçeyi çok zorlamadan iyi bir yerde kalmak isteyenler için şahane bir seçenek. Babadağ’dan havalanan yamaç paraşütçüleri gün boyu otelin hemen önüne iniş yapıyor. Rengârenk paraşütleri izlemek bile başlı başına keyif. Odaların ve bahçenin dekorasyonu oldukça zevkli. Plajın hemen önünde olması büyük avantaj. Yanındaki restoran ve kafeler de sadece otel misafirlerine değil, yolu düşen herkese açık.

Pastoral Vadi
Yanıklar Köyü’nde, çam ormanlarıyla çevrili sakin bir vadinin içinde yer alan Pastoral Vadi Ekolojik Yaşam Çiftliği, doğayla bağ kurmak isteyenler için bambaşka bir deneyim sunuyor. 42 dönümlük geniş bir araziye kurulu. Kargı Çayı’nın kenarında, tamamen ekolojik yöntemlerle sebze ve meyve yetiştiriliyor. Hayvanlar doğal ortamlarında ve organik yemlerle besleniyor. Burada kalmak, klasik bir otelde konaklamaktan çok, doğayla iç içe bir yaşamın parçası olmak gibi.

Fethiye Gezilecek Yerler 📌

Fethiye denince akla ilk gelen yer Ölüdeniz, ilçenin en gözde merkezi. Ama Fethiye Ölüdeniz’den ibaret değil. Merkez alıp 100 km yarıçapta dolaştığınızda, her biri ayrı karaktere sahip o kadar çok rota çıkıyor ki, hepsini sindirmek için en az iki hafta gerekir.

Fethiye Merkez, aynı adı taşıyan körfezin kenarına kurulu. Eski çarşı bölümü Anadolu kasabası karakterini koruyor,. Önünde ise Fethiye Yat Limanı yer alıyor. İlk Fethiye ziyaretimi 1995’te yaptığımda merkezdeki öğretmen evinde kalmıştım. Burada konaklarsanız sıkılmazsınız, çarşı, pazar hareketli. Son zamanlarda açılan çok iyi mekanlar Kordon boyunca uzanıyor.

Çalış, Fethiye Körfezini saran pek çok otel, restoran ve hediyelik eşya dükkanına ev sahip bir tatil merkezi. Denizi nefis, mekanlar iyi, fiyatlar makul. En sıcak yaz günlerinde bile denizden gelen esintiyle günün her saati ferah. Çalış, gece ise bir hayli hareketli. Kalabalık tatilci ortamı seviyorsanız burası size göre. Ama sakin köşeleri olduğunu da söyleyeyim.

Hisarönü, Fethiye Merkez ile Ölüdeniz arasında kalan, şehrin orta seviyede otellerine ev sahipliği yapan, gece hayatı ile öne çıkan bölge. Konumu dolayısı ile her yere yakın, ulaşım yollarının kesişim noktasında. Aracınız varsa uygun bir konaklama yeri. İngiliz turistlerin ağırlıklı olduğu bölgede çok sayıda apart, otel ve villa var.

Ovacık ise Hisarönü ile yan yana, yamaca bağlı noktada, daha serin esintiye ve temiz havaya sahip bölge. Hisarönü’nün kalabalık ve gürültülü mekanlarından biraz daha uzakta, sakin ve nezih bir ortam sunuyor. Çevresini saran ormanlık alan ve biraz da seviyesinin yüksekliğinden dolayı havası gayet güzel.

Kayaköy, ilk gittiğim yıllarda hayalet köydü, şöyle bir bakıp ayrılmıştım. Geçen 20 yılda serpildi, güzelleşti ve şehirden kaçan entellektüellerin yerleştiği bir sanat köyü olma yolunda hızla ilerliyor. Çok ilginç mekanlar, sanat kampları, atölyeler ve kafeler var. Entellektüel ortam sizi çekiyorsa burada kalın.

Ölüdeniz, ülkemizin en iyi bilinen yerlerinden biri olsa gerek. Yalnız fark ettiğim bir şey Ölüdeniz denince çoğu insan Ölüdeniz Milli Parkı’nı anımsıyor, onun yanı başındaki mahallenin adı da Ölüdeniz. Bana tatil rotası soranlara çoğunlukla burayı öneriyorum. Önünde nefis bir plaj, her keseye uygun oteller ve mekanlarla dört dörtlük bir tatil rotası.

Faralya, Kelebekler Vadisini geçtikten sonra gelen bir köy yerleşimi. Son yıllarda burada çok şahane butik oteller açıldı, her birinin manzarası büyüleyici. Bazılarında sırf gidip kalmak, dünyadan izole olmak için dahi gidilir. Çok salaş, köylülerin işlettiği küçük pansiyonları da var. 1 defa George House Faralya’da, 2 defa da Mango&Mandarin Hotel’de kaldım.

Kabak, özellikle beyaz yaka, entellektüel gençlik son birkaç yıldır radarına aldığı kendine münhasır bir vadi. Ağaç evleri, bungalovları, vadinin şahane dokusu ve tabi ki hoş plajı ve deniziyle bu ilgiyi hak ediyor. Muhteşem güzellikte, insanı görünce hayrete düşürecek kalitede oteller açıldı. Bazılarının fiyatları dudak uçuklatacak cinsten.

⏱️ Zamanı Olanlar İçin Kısa Fethiye Rota Önerileri (Ultra Özet)

📍 Bu rota önerilerini, Fethiye’yi defalarca gezmiş biri olarak “ilk kez gelen neyi kaçırmasın?” sorusuna net cevap vermek için hazırladım. Zamanı az olanlar için sade, zamanı çok olanlar için esnek bir rehber.

🗓 1 Gün: Fethiye Merkez’de başlayıp Paspatur’un arka sokaklarında oyalan, sahile in. Akşamı mutlaka Çalış Plajı’nda gün batımı ile kapat. İlk gün için yeterince Fethiye.

🗓 2 Gün: Sabah erken Ölüdeniz – Belcekız – Kumburnu üçlüsü. Deniz, kum, manzara tamam. Akşamüstü soluğu Babadağ’da al; teleferik + gün batımı bu işin zirvesi.

🗓 3 Gün: Tarihle manzarayı karıştır: Kayaköy, ardından Gemile Adası’na karşı bir çay molası. Günü Faralya taraflarında, yukarıdan denize bakarak bitir.

🗓 4 Gün: Doğa günü. Saklıkent Kanyonu ile serinle, Tlos Antik Kenti ile tarihi ekle. Enerji kalırsa Yakapark ya da Gizlikent Şelalesi’nden biri yeterli.

🗓 7 Gün: Fethiye’yi sindire sindire gezmek isteyenlere tam tur; Fethiye Merkez → Ölüdeniz → Kabak Koyu → Kayaköy → Saklıkent & Tlos → Xanthos & Letoon → Patara Aralara bir gün Göcek tekne turu ya da Fethiye Yarımadası koyları serpiştirilir; tempo düşer, keyif artar.

💡 Not: Bu rotaları “her yeri göreyim” diye değil, Fethiye’yi hissedelim diye hazırladım. Aynı gün içinde her şeyi sıkıştırmak yerine, bir yeri eksik bırakmak bazen daha iyi bir hatıra bırakır. Hepsini birden görmeye sakın çalışmayın, aceleye getirmeyin ve bazılarını bir sonraki tatilinize erteleyin.

FETHİYE’DE NE YAPILIR
Fethiye’ye gelip “ne yapacağım?” diye düşünmek gereksiz. Burada asıl mesele, her şeye zaman yetirememek. O yüzden baştan söyleyeyim: Programınızı sıkı tutun, ama aralara mutlaka boşluk bırakın.

İlk iş, Babadağ’dan yamaç paraşütü. Gitmeden rezervasyon yapın; yazın spontane iş zor. Güvenilir firmalardan biri DEEP BLUE. İstersen bir adım ileri gidip, Fethiye’nin en iyi aktivitelerini kapsayan paketlerden de alabilirsiniz.

Bir gününü Ölüdeniz çıkışlı 12 Adalar tekne turuna ayırın. Ertesi sabah alarmı kur, Kayaköy sokaklarında gün doğmadan dolaşın. Gün batımında ise Likya Yolunda bir noktaya oturun, Ölüdeniz’i yukarıdan seyredin. Lagünde yüzmeden dönmeyin.

Daha sakin bir tempo istiyorsanız:
Faralya’da Kelebekler Vadisi’ne tepeden bakarak günü bitirin, Kabak Koyu’nda plansız, tembel bir gün geçirin. Arabanız varsa Patara, Xanthos ve Letoon’u aynı rotada geziz; Saklıkent Kanyonu’nda serinleyin, Tlos Antik Kenti’ne uğrayın.

Köy havası mı? Yanıklar Köyü’ndeki sığla ormanında derin bir nefes alın. Daha hareketli bir gün için Jeep Safari iyi bir fikir: Saklıkent, Tlos, Yakapark, Gizlikent Şelalesi… Bonus: su savaşları ve çamur banyosu.

Akşamları Çalış Plajında gün batırın, Hisarönü’nde geceye karışın, Göcek’te balıkla günü kapatın. Miss gibi olur.
Bir okuyucumun dediği gibi: “Fethiye ve cennet koyları insana kendini bambaşka hissettiriyor.” Katılmamak zor.

Fethiye Merkezde Gezilecek Yerler yazımda; çarşıdan marinaya, merkezde yürüyerek gezebileceğiniz önemli noktaları tek tek anlattım.
Fethiye Çevresinde Gezilecek Yerler, arabası olan ve bölgeye geniş zaman ayıranlar için; antik kentler, kanyonlar, köyler ve saklı rotalar bu yazıda.
Göcek Gezilecek Yerler rehberinde ise Fethiye’nin en keyifli rotalarından biri olan Göcek’i; koyları, marinayı ve yavaş hayatını merkeze aldım.
Fethiye-Kaş Arası Gezilecek Yerler yazısı da Akdeniz kıyısını araba ile adım adım keşfetmek isteyenler için hazırlanmış bir yol rehberi.

Şimdi gelin, Fethiye’de ilk kez gelenlerin mutlaka görmesi gereken yerlerle başlayalım.

1. Fethiye Çarşısı

Fethiye Merkez, çoğu zaman çevresindeki olağanüstü coğrafyanın gölgesinde kalıp haksız yere es geçiliyor. Oysa Fethiye’nin kalbi hâlâ burada atıyor. İlçenin eski yerleşim alanı bugün Paspatur Çarşısı olarak biliniyor ve her gelişimde biraz daha güzelleştiğini söyleyebilirim. Tarihi dokusu, ambiyansı ve insanı yormayan canlılığıyla merkezde vakit geçirmek gerçekten keyifli.

Restore edilmiş ahşap cumbalı evlerin arasına serpilmiş Paspatur Çarşısı’nda; şık hediyelik eşya dükkânları, küçük butik mağazalar, barlar ve kafeler sıralanıyor. Osmanlı döneminden günümüze ulaşan 18. yüzyıl Eski Cami ve hâlâ kullanılan Fethiye Hamamı da çarşının içinde. Bir de meşhur Şemsiyeli Sokak var ki, fotoğraf çekmeden geçmek zor. Akşam saatlerinde ise Balık Pazarı’nda uygun fiyatlı ve gerçekten lezzetli bir deniz ürünü sofrası kurabilirsiniz.

Fethiye kent merkezi, aynı adı taşıyan Fethiye Körfezinin kıyısına kurulmuş. Antik çağda “kâhinler kenti” olarak ünlenen Telmessos, bugün Fethiye’nin sırtını yasladığı dağın yamaçlarından körfeze kadar uzanan geniş bir alana yayılıyordu. Ne yazık ki günümüze çok az kalıntı ulaşmış. Fethiye Antik Tiyatrosu ve dağın eteklerine oyulmuş Fethiye Kral Mezarları, bu görkemli geçmişin ayakta kalan en önemli tanıkları. MÖ 4. yüzyıla tarihlenen Likya kaya mezarlarını mutlaka görün.

Fethiye Müzesi, çok iddialı bir müze olmasa da gezilecek yerler listenize eklenebilir. Paspatur’dan yürüyerek yaklaşık 10 dakika mesafede. Gün batımına doğru Kordon boyunca uzun bir yürüyüş yapmak ise Fethiye merkezde yapılacak en keyifli şeylerden biri. Denize girmek isteyenler için Çalış Plajı, merkeze en yakın ve en mantıklı seçenek. Zaten burası tek başına ayrı bir tatil merkezi havasında.

Merkezde konaklama düşünenler için Casa Margot Hotel, Karagözler mevkiinde, Fethiye Marina’ya hâkim harika bir konumda yer alıyor. Marina manzaralı suitleri özellikle balayı çiftlerinin çok hoşuna gidecektir. Otelin Citrus Restaurant’ında yediğim akşam yemekleri ve kahvaltı ise Akdeniz mutfağını sevenler için fazlasıyla tatmin ediciydi.

2. Fethiye Yarımada

Fethiye Yarımada, kentin merkezinin en iyi otelleri ve lüks sitelerinin yer aldığı; Fethiye Limanı’nın batı yönünü çevreleyen Karagözler semtinden başlayıp körfeze doğru uzanan, maviyle yeşilin iç içe geçtiği enfes bir yarımada. Kent merkezine sadece 6 kilometre uzaklıkta olmasına rağmen, nedense çoğu zaman gözlerden kaçıyor.

Türkiye’de böylesine olağanüstü bir yarımadanın yanı başında kurulmuş kent sayısı çok azdır. Ölüdeniz, Kelebekler Vadisi ve Kabak turistlerin rotası olurken; Fethiyeliler genelde buraya takılır. Mavi, turkuaz ve zümrüt tonlarını bir arada görebileceğiniz, çam ormanlarıyla denizin dip dibe olduğu dünyada kaç yer vardır acaba? İster araçla gezin ister bisikletle, keyfi ayrı.

Araçla ya da bisikletle dolaşırsanız her virajda durup fotoğraf çekme isteği garanti. Öyle bir iki koy değil; her adım başı irili ufaklı, saklı ya da göz önünde, tesisli ya da beach clublı onlarca koy inci gibi serpilmiş durumda. Yarımada üzerindeki koyların en güzelleri arasında Boncuklu, Aksazlar, Samanlık, Kuleli, Akvaryum ve Turunç Pınarı koyları öne çıkıyor. Büyük Boncuklu Koyunda minimal boho tasarım, turkuaz deniz ve rafine Akdeniz dokunuşlarıyla enfes bir sahil deneyimi sunan Sea Me Beach muhteşemdir!

Yarımadada iki büyük tatil köyü de bulunuyor. Kamp kurmak ve doğayla iç içe zaman geçirmek isteyenler için de oldukça elverişli. Yaz döneminde Fethiye merkezden kalkan minibüsler yarımadayı dolaşan ring seferleri yapıyor. Kısacası Fethiye Yarımadası, Fethiye gezilecek yerler listenizde mutlaka yer alması gereken duraklardan biri.

3. Çalış

Çalış, Fethiye’nin başlı başına, her şeyiyle turizme hazır bir tatil bölgesi. Fethiye Körfezinde yer alan, kilometrelerce uzunluktaki geniş ve kumlu plajın hemen arkasında; oteller, yazlıklar, restoranlar ve hediyelik eşya dükkanları sıralanıyor. Kumsalı efsane kategorisinde değil belki ama en bunaltıcı yaz günlerinde bile denizden gelen serin esintiyle insanın içini ferahlatan bir havası var.

Tuvalet, duş, kabin, şemsiye ve şezlong gibi olanakların bulunduğu plajda ücretsiz alanlar mevcut. Sahil boyunca kafe ve restoran seçenekleri de bol. Çalış Plajı’nın sahili yer yer taşlık olduğundan, varsa deniz ayakkabısını çantaya atmak iyi fikir. Sabah saatleri sakin ve dingin geçerken, öğleden sonra rüzgarla birlikte deniz biraz dalgalanıyor. Yaz aylarında su sporları açısından da oldukça hareketli.

Akşamüstü saatlerinde sahil boyunca yapılan yürüyüş ayrı bir keyif. Fethiye Körfezi üzerinde batan güneş, gökyüzünü kırmızının her tonuna boyuyor. Plaj boyunca uzanan mekanlar gece saatlerinde iyice canlanıyor. Sahile inen insan seslerine karışan canlı müzik ve renkli atmosfer, yaz gecelerinin enerjisini yükseltiyor. Çalış’a Fethiye merkezinden minibüslerle yaklaşık 10 dakikada ulaşmak mümkün.

Plajın tam karşısında ise Şövalye Adası yer alıyor. Adını, 15. yüzyılda bölgeyi üs olarak kullanan Rodos Şövalyelerinden alan ada, Fethiye Körfezinin simgelerinden biri. Fethiye Limanı’ndan adaya giden deniz dolmuşları saat 10.00 ile 19.00 arasında düzenli seferler yapıyor.

4. Gemile Adası

Gemile Adası (St. Nicholas Adası), Ölüdeniz Koyu’ndan sonra bölgedeki en büyük ve en güzel ikinci koy olarak anılıyor. Gemile Adası’nın tam karşısında yer alan Gemiler Koyu ve Gemiler Vadisi ile birlikte, Türkiye’deki önemli doğal sit alanlarından biri. Tarihte ada, Hristiyanların Kudüs’e hac yolculuğu sırasında Anadolu’da uğradıkları önemli duraklardan biri olmuş.

Bugün ören yeri olarak gezilebilen adada, Bizans dönemine ait 11 kilise, çok sayıda şapel, ev, depo, mezar ve sarnıç bulunuyor. Ada, hem tarihi dokusu hem de doğal güzelliğiyle insanı içine çekiyor. Gemile Adası’na, Ölüdeniz’den ya da Gemiler Koyu’ndan kalkan teknelerle ulaşılabiliyor. Fethiye çıkışlı günübirlik tekne turlarının uğradığı bu noktayı, mümkünse mutlaka Kayaköy tarafındaki tepeden izleyin.

Kayaköy tarafından aşağıya indiğinizde karşınıza çıkan manzara gerçekten nefes kesici. Kayaköy’den bisiklet kiralayarak bu tepeye çıkmak da güzel bir alternatif. Gemile Adası haftanın 7 günü ziyarete açık. Giriş ücreti 150 TL ve Müze Kart geçerli. Yaz aylarında öğle saatlerinde oldukça sıcak olabiliyor; şapka ve suyu ihmal etmeyin.

Akvaryum Koyu, Gemile Adası’nın yakınlarında yer alan, adının hakkını fazlasıyla veren enfes bir koy. Ölüdeniz’den kiraladığım özel bir tekneyle buraya gelmiştim. Büyük teknelerin giremediği civardaki pek çok küçük koyu gezerken uğradığımız yerlerden biriydi. Ana kara üzerinde yer almasına rağmen denizi şaşırtıcı derecede berrak ve temiz.

Koyda bir restoran bulunuyor ancak fiyatlar oldukça yüksekti, bunu baştan söyleyeyim. Yine de sadece denize girmek için bile gelmeye değer. Akvaryum Koyu, Fethiye’deki 17 dalış noktasından biri ve özellikle berraklık sevenler için su altı deneyimi çok keyifli.

5. Kayaköy — Fethiye’nin Hüzünlü Tarihi Taş Köyü

Kayaköy, eski adıyla Levissi, 1923 yılına kadar yaklaşık on bin kişinin yaşadığı bir Rum yerleşimiydi. Fethiye’den Hisarönü’ne çıkınca sağa ayrılan çam ormanları arasındaki yol sizi doğrudan buraya götürür — dar sokaklar, taş evler, kiliseler, şapeller ve yamaçtan körfeze uzanan nefis manzara burayı sadece bir gezi noktası değil, aynı zamanda tarihle iç içe bir atmosfer hâline getiriyor.

Bölge, antik Karmylassos kenti üzerine kurulmuş bir yerleşim. Osmanlı son döneminde Rumlar tarafından taş evlerle geliştirilmiş bu köy, 1922’deki nüfus mübadelesi sonrası tamamen boşalmış. Evlerin bir kısmı yıkılmış, pek çoğu harabeye dönmüş; bugün adeta rüzgârın fısıltılarını dinlediğiniz, geçmişin izlerini taşıyan bir açık hava müzesi gibi.

Kayaköy günümüzde özel bir ören yeri statüsünde ve Kültür ve Turizm Bakanlığı denetiminde korunuyor. Bu yüzden buraya girişler ücretli: 100 TL ve Müze Kart burada da geçerli — yani kartınız varsa giriş ücretsiz.

Dar taş sokaklarda dolaşırken, bir zamanlar burada yaşamış insanların hikâyelerini düşünmeden edemiyorsunuz. Çam, nar ve incir ağaçlarının arasında uzanan patikalar boyunca yürüyün, her virajda tarihin bir parçasına dokunduğunuzu hissedin. Zamanla Kayaköy, butik otelleri, kafeleri, atölyeleri ve sanat mekânlarıyla hafifçe canlanmaya başladı; bu da burayı sadece “geçici fotoğraf durağı” olmaktan çıkarıp, kısa bir zaman bırakıp kafa dinlenecek bir noktaya dönüştürüyor.

Kayaköy’ün içinde veya köyün kenarındaki küçük işletmelerde yapılacak sakin bir kahvaltı, taş evlerin önünde oturup bir fincan kahve yudumlamak veya saatlerce fotoğraf kareleri arasında dolaşmak, burayı gerçekten yaşanmış bir deneyime dönüştürüyor.

6. Hisarönü & Ovacık

Hisarönü, Fethiye–Ölüdeniz kara yolu üzerinde, çam ormanlarının içinde yer alıyor. Geçmişteki Fethiye gezilerimde neredeyse her seferinde burada kalırdım. Sürekli esen rüzgârı, rutubetsiz havası ve nispeten serin geceleriyle özellikle yazın ciddi konfor sağlıyor. Astım ve solunum problemi olanların da sıkça tercih ettiği bir bölge.

Ölüdeniz, Ovacık ve Belcekız’a olan yakınlığı, ulaşım kolaylığı ve capcanlı gece hayatı sayesinde son yıllarda Fethiye’nin en önemli cazibe merkezlerinden biri hâline geldi. Akşam saatleriyle birlikte sokaklar dolmaya başlıyor; barlar, kafeler, restoranlar, hediyelik eşya ve giysi dükkânları ardı ardına sıralanıyor.

Hava karardı mı, Fethiye’nin pek çok noktasından eğlence arayanlar Hisarönü’ne akıyor. Özellikle İngiliz turistlerin yoğunluğu hissediliyor; buna paralel olarak bar kültürü, canlı müzikler ve eğlence anlayışı biraz uluslararası gibi.. Bu durum Fethiye’nin uzun yıllar eksikliğini hissettiği gece hayatı boşluğunu fazlasıyla doldurmuş durumda.

Gece yarısından sonra bazı popüler mekânlarda yer bulmak zorlaşıyor. Eğer gece hayatı olmadan olmaz diyorsanız, Hisarönü doğru adres. Gürültü, kalabalık ve hareket burada. Fethiye’de nerede kalırsanız kalın, gece hayatı için geleceğiniz ilk adres burası.

Ovacık ise Hisarönü’nün hemen yanı başında, biraz daha yamaçta yer alıyor. Aynı serin havaya sahip ama çok daha sakin. Hisarönü’nün eğlencesine yakın olayım ama gürültünün içinde kalmayayım diyenlerin tercihi genelde burası oluyor. Özellikle villa konaklamaları ve apart oteller açısından son yıllarda ciddi bir gelişim var. Otel tatili seven orta yaş üstüne bu bölgeyi tavsiye ediyorum.

Özetle;
Gece hayatı, hareket, kalabalık diyorsanız Hisarönü
Sakinlik, ferahlık, ama her yere yakın olayım diyorsanız Ovacık

Konaklama için her iki bölge de Fethiye’nin en risksiz ve pratik seçeneklerinden.

7. Ölüdeniz — Turkuazın Cenneti

Ölüdeniz, Fethiye’nin deniz kenarında yer alan en bilinen mahallesi. Yerli ya da yabancı fark etmez, pek çok kişi için “Fethiye demek Ölüdeniz demek”. İlk ziyaret ettiğim yıllarda küçücük bir kasabaydı; bugün her yönüyle gelişmiş, her ihtiyaca yanıt veren bir tatil beldesine dönüşmüş. Tatil rotası olarak dünyadaki en güzel yerlerden biri olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

Fethiye’nin dört dörtlük bir tatil noktası burası. İster denizde keyif yapın, ister çam ağaçları arasında sırtınızı sıcak kumlara serip mavi gökyüzünü seyredin, ister Likya Yoluna çıkıp gün batımını izleyin… İster güneşlenin, ister su sporlarının tadını çıkarın — Ölüdeniz her zevke hitap ediyor.

Sahil boyunca uzanan sokakta davetkâr mekanlar var: kafeler, restoranlar, butik oteller, barlar, yamaç paraşütü ve diğer aktif spor hizmeti sunan acenteler… Hediyelik eşya ve deniz malzemeleri satan dükkanlar ihtiyaçlarınızı karşılıyor.

⚠️ Ölüdeniz Tabiat Parkı lafı kulağa hâlâ çok romantik geliyor ama işin pratiği maalesef o kadar pürüzsüz değil. Yazın Kumburnu tarafı resmen şezlong tarlası gibi. Şezlonglar o kadar sık yerleştirilmiş ki havlunu serecek boşluk bulamıyorsunuz. Yan yana dizilmiş şemsiyeler, sürekli girip çıkan kalabalık ve bitmeyen insan trafiği, lagünün o meşhur dinginliğini ciddi anlamda bozuyor. Sabah erken saatler dışında, hele ki temmuz–ağustos döneminde, Ölüdeniz’in kartpostallık hâli yerine çok ünlülüğünün getirdiği kalabalığı görüyorsunuz. Güzelliği tartışılmaz ama beklentiyi biraz ayarlamak şart.

Hiçbir şey yapmasanız bile Ölüdeniz Lagünü’nün yanı başında olduğunuzu bilmek insana hoş bir his veriyor. Dünyaca ünlü bu lagün, durgun ve sakin sularıyla “doğal bir havuz” hissi yaratıyor. Fethiye merkeze uzaklığı yaklaşık yarım saat. Aracınız yoksa Fethiye merkezden kalkan dolmuşlarla da buraya ulaşılabiliyor.

Belcekız Plajı, Kumburnu’nun birbirinden ayırdığı Ölüdeniz’in en popüler parçası. Kumlu ve hafif çakıllı sahili, tertemiz suyu ve uzun kumsalıyla tatilin en klasik postkart görüntülerini burada görürsünüz. Aynı zamanda birçok günübirlik tekne turunun kalkış noktası burası. Belcekız Plajı, yamaç paraşütlerinin iniş pisti olarak da biliniyor, bu yüzden gökyüzünde süzülen renkli paraşütlere sıkça rastlarsınız.

Kasabada her bütçeye uygun konaklama seçeneği var: büyük otellerden nefis butik otellere, pansiyonlardan apartlara kadar geniş bir skalası bulunuyor. Ölüdeniz Lagünü’ne sahilden yürüyerek 10 dakikada ulaşmak mümkün. Lagün ile Kıdrak Plajı’nı kapsayan alan bugün bir koruma bölgesi ve özel çevre yönetimine sahip.

Ölüdeniz Tabiat Parkı içinde kalan Blue Lagoon / Kumburnu Plajı uzun yıllardır ücretli koruma alanı. Lagüne giriş ücreti yaya için 100 ₺ otomobil için 500 ₺. Şezlong ve şemsiye kiralamaları, işletmeye göre farklı fiyatlarla sunuluyor; özellikle yüksek sezonda bu ücretler oldukça artabiliyor. Ölüdeniz Tabiat Parkı giriş ücretleri her sezon güncelleniyor; gitmeden önce en güncel bilgiyi kontrol etmenizde fayda var.

8. Kelebekler Vadisi & Faralya

Kelebekler Vadisi, Babadağ’ın Akdeniz’e bakan eteklerinde gizlenmiş, ülkenin en çarpıcı doğal alanlarından biri. Endemik bitki çeşitliliği ve özgün ekosistemi nedeniyle 1995 yılında 1. derece doğal sit alanı ilan edilmiş. Bugün hâlâ doğa, kamp ve alternatif tatil arayanların gözdesi olmasının sebebi de tam olarak bu korunmuşluk hâli.

Adını, vadide yaşayan seksenin üzerinde kelebek türünden alıyor. Ama burada küçük bir beklenti ayarı şart: Gittiğinizde her yerden kelebek fışkırmıyor 🦋 Kelebekleri genellikle yaz aylarında, vadinin daha iç kesimlerinde; dere ve şelale çevresinde görmek mümkün. Deniz için, kamp için ve kalabalıktan kopmak için çok doğru bir yer. Kara yolu yok; Ölüdeniz’den kalkan teknelerle ulaşılıyor.

Vadinin en etkileyici manzarası ise yukarıdan. Likya Yolu’nun Karaöz rotasına sapan noktada, tepeden bakınca Kelebekler Vadisi bütün heybetiyle karşınızda duruyor. Faralya tarafından vadiye inen patika yol eskiden açıktı; oldukça dik ve zorluydu. Güvenlik gerekçesiyle kapatılmış olması yerinde bir karar olmuş diyebilirim.

Faralya ise Kelebekler Vadisi’nden sonra gelen, insanın kendisiyle baş başa kalmak isteyeceği nadir yerlerden biri. Yamaçlara dağılmış köy evleri, manzaraya karşı konumlanmış butik otelleri ve villalarıyla başlı başına bir sığınak hissi veriyor. Kalabalık tatil beldesi arayanların değil, “biraz durayım” diyenlerin yeri burası.

Faralya’ya ilk kez 2003’te gitmiştim. O zamanlar bugünkü hâlinden çok uzaktı; oldukça salaş, sessiz ve yereldi. George House’un vadiye bakan kulübelerinden birinde kalmıştım. O manzarayla uyanmanın tadı hâlâ aklımda. O dönem vadiye inen yamaç patikasını da kullanıyorduk; bugün kapalı olması şaşırtıcı değil.

Faralya deyince benim için özel bir başka durak da Mango & Mandarin Hotel. Türkiye’de sayısı çok az olan, gerçekten özel diyebileceğim butik otellerden. İki kez kaldım; özellikle balayı için fazlasıyla güçlü bir aday. Manzara, sessizlik ve mekânın ruhu birleşince, insanın aklında kalıyor.

9. Kabak Koyu

Kabak Koyu, son yıllarda özellikle gençler arasında epey popülerleşti; hatta öyle böyle değil, alternatif diye yola çıkıp ana akım olmuş yerlerden biri sanki. Yeşil ve mavinin her tonuyla yüz yüze geldiğiniz bu koy, üç tarafı dağlarla çevrili, kanyon formunda derin bir vadi ve vadinin denize açılan çakıllı plajından oluşuyor.

Kabak Vadisi, buzul çağından etkilenmediği için doğal yapısını uzun süre korumuş; 1987’ye kadar da neredeyse kimsenin uğramadığı bir yerdi. Şimdi ise o yalnız günlerden hayli uzak. Betondan uzak dokusu, kamp alanları ve salaş işletmeleriyle hâlâ cazip; ama ıssız doğa beklentisiyle gidersen hayal kırıklığı yaşama ihtimalin var. Özellikle temmuz–ağustos aylarında koy ciddi şekilde kalabalık oluyor.

Kelebekler Vadisi’nden kaçan kitlenin bir kısmı son yıllarda buraya sığınmış durumda; sonuç: daha çok insan, daha çok işletme, daha az sessizlik. Sabah erken saatler ve sezon dışı dönemler hâlâ Kabak’ın yüzünü gösterdiği zamanlar.

Kabak’ta eğlenceyi ve sosyalliği seven gençler için bolca seçenek var. Yoga kampı, kamp ateşi, DJ seti, gün batımı muhabbeti… Hepsi mevcut. Ama iki gün kafa dinleyeyim diyorsan, kalacağın yeri iyi seçmen şart. Shiva Camp, Sea Valley, Kabak Natural Life gibi yerler yıllardır çizgisini koruyan, doğayla daha uyumlu alternatifler. Daha konforlu ve butik bir şey arıyorsan, yukarı taraftaki manzaralı tesislere bakmak mantıklı; plaj tarafı sezonda biraz panayır havasına giriyor.

🥾 Yürüyüş sevenler için Kabak’tan Alınca Köyü’ne uzanan Likya Yolu parkuru hâlâ çok keyifli. Patika yer yer zorluyor ama manzara emeğinin karşılığını veriyor. Kabak’a ulaşım ise Fethiye veya Ölüdeniz’den kalkan Faralya dolmuşlarıyla mümkün; sonrasında biraz iniş çıkış var, onu da baştan kabullenmek lazım. Yakın koylardan tekneyle gelenler de epey fazla.

Özetle Kabak Koyu hâlâ güzel, hâlâ etkileyici; ama artık “keşfedilmemiş” değil. Beklentiyi doğru ayarlarsan, hâlâ çok keyifli bir kaçamak olabilir.

10. Babadağ ve Fethiye Yamaç Paraşütü

Babadağ, Ölüdeniz yolunun hemen üzerinde yükseliyor ama “yol üstü” deyip geçilecek bir yer değil. Ölüdeniz semalarında kuş gibi süzülüp, mavinin elli tonuna yukarıdan bakmak isteyen herkesin yolu bir şekilde buraya düşüyor. İlk kez yamaç paraşütü için çıktığımda yol kenarlarında hâlâ kar vardı; aynı anda Belcekız Plajı’nda insanlar denize giriyordu. Fethiye’nin o meşhur “aynı gün dört mevsim” hali tam olarak burada yaşanıyor.

Antik dönemde Kragos adıyla bilinen Babadağ, Ölüdeniz kumsalının hemen arkasından yaklaşık 2 bin metreye kadar yükseliyor. Toroslar’ın en batıdaki uzantılarından biri ve dünyanın korunması gereken 100 dağı arasında gösteriliyor. Yaşlı sedirler, kızılçam ormanları ve kelebek popülasyonlarıyla dolu vadiler… Doğa seven biriysen, paraşüt yapmasan bile burası başlı başına bir açık hava müzesi.

Fethiye yamaç paraşütü için lafı dolandırmaya gerek yok: Hayatta en az bir kez yapılması gereken deneyimlerden. Çoğumuz gereksiz yere korkup geri duruyoruz ama işin aslı şu: asıl heyecan ilk birkaç saniye. Ayaklar yerden kesilip manzara açıldığında, korkunun yerini “iyi ki” duygusu alıyor. Aşağıda cam gibi bir deniz, lagün, dağlar… Kafada ne varsa o anda susuyor.

Biraz cesur olun; bu manzarayı kendinizden esirgemeyin. Türkiye’de yamaç paraşütünün ilk yapıldığı yer olan Babadağ, bugün Avrupa’nın en yoğun ve en popüler atlayış pistlerinden biri. Uçuşlar genellikle her gün 08.00–18.00 saatleri arasında yapılıyor; hava koşulları belirleyici tabii. Rüzgâr varsa uçarsınız, yoksa kahve içip beklersiniz, doğanın raconu bu.

Babadağ sadece paraşütçülere ait değil. Gün batımı için bile çıkılır. Skywalk Fethiye Teleferik ile zirveye çıkıp Ölüdeniz’in mavisini yukarıdan izlemek, uçmayanlar için bile fazlasıyla tatmin edici bir deneyim. Paraşüt yapmasan da manzara “ben buradayım” diyor zaten. Bir defasında 4-5 saatımı buradaki kafede geçirmiştim, manzaraya doyum olmuyor. 🌅

11. Saklıkent Milli Parkı

Saklıkent Milli Parkı, Fethiye’ye yaklaşık 50 km mesafede, Muğla–Antalya sınırında Karaçay Deresi’nin açtığı dev bir kanyonun içinde saklı. 18 km uzunluğa, yer yer 600 metreyi bulan dik kayalıklara sahip bu kanyon, ilk adımı attığınız anda “fotoğraftan büyük” dediğiniz yerlerden. Çınar ağaçlarının gölgesi, buz gibi kaynak suları ve daralan kaya geçitleriyle Saklıkent, özellikle yaz sıcağında tam bir kaçış noktası.

Ama küçük bir gerçeklik notu düşelim: Saklıkent romantik bir doğa yürüyüşünden çok, yarı macera parkuru gibi. Kanyonun içine doğru ilerledikçe su dizinize, sonra belinize kadar çıkabiliyor. Yaz ortasında bile su ciddi anlamda soğuk; “bir girer çıkarım” diye düşünmeyin, ayaklar uyuşuyor. Kaymayan su ayakkabısı olmayanlar genelde ilk 100 metrede pes ediyor. Tripadvisor yorumlarında en çok tekrar eden tavsiye bu: terlik ve spor ayakkabıyla girmeyin.

Öğle saatlerinde kalabalık artıyor; özellikle temmuz–ağustos döneminde girişte kuyruk, içeride insan trafiği kaçınılmaz. Sabah erken saatler ya da akşamüstüne yakın zaman dilimi, Saklıkent’i daha keyifli yaşamanın yolu. Kanyon çıkışındaki dere kenarı restoranlarda ayaklarınızı buz gibi suya sokup bir çay içmek ise yürüyüşün en güzel ödülü.

🏛️ Tlos Antik Kenti, Saklıkent’le aynı gün rahatlıkla gezilebilecek, hatta aynı rota içinde mutlaka eklenmesi gereken bir durak. Fethiye’ye yaklaşık 45 km uzaklıktaki bu antik kent, Likya’nın en eski yerleşimlerinden biri ve Likya Federe Birliği’nin 6 büyük kentinden. Antik dönemde spor merkezi olması, kentin geniş stadionu ve açık alanlarından hâlâ hissediliyor.

Tlos’u özel kılan şeylerden biri de konumu. Akropol, doğal bir kaya kütlesinin üzerine kurulmuş; yukarı çıktığınızda hem ovaya hem de çevredeki dağlara hâkim bir manzara açılıyor. Likya’nın en güzel ev tipi kaya mezarlarından bazıları burada. Bellaforonte’ye adanan kral mezarları ve Pegasus efsanesi, Tlos’u “sadece taş yığını” olmaktan çıkarıp hikâyesi olan bir yer hâline getiriyor.

Gezmesi Saklıkent’e kıyasla daha sakin ama burada da küçük bir uyarı şart: Yazın gölge çok sınırlı. Şapka, su ve rahat ayakkabı olmadan dolaşmak keyfi yarıda bırakabiliyor. Buna rağmen kalabalık baskısı yok; çoğu gezgin Saklıkent’ten sonra buraya uğramadığı için Tlos genelde hak ettiği ilgiyi görmüyor.

🗺️ Bu rotayı gezecekseniz en akıllı plan, Saklıkent ile başlayıp Tlos’la devam eden, araya küçük ama etkili duraklar serpiştiren bir gün yapmak. Sabah serinliğinde Saklıkent Kanyonu’na girip yürüyüşü tamamladıktan sonra Yakapark’ta dere kenarında kısa bir mola verin; biraz daha keşif isteyorsanız hemen yakınlardaki Gizlikent Şelalesi günü ferahlatan bir sürpriz. Ardından Tlos’a geçip kaya mezarlarını görün. Hatta meraklıysanız dönüş yolunda rotayı Xanthos’a çevirip Likya’nın politik merkezlerinden birini görüp günü tamamlayın 👍🏻

12. Likya Yolu

Likya Yolu, Fethiye’den başlayıp Antalya’ya kadar uzanan, antik Likya coğrafyasının izlerini takip eden efsanevi bir yürüyüş rotası. 1999’da Kate Clow tarafından işaretlenen bu rota, bugün 500 kilometreyi aşan uzunluğuyla dünyanın en iyi uzun mesafe yürüyüş yollarından biri kabul ediliyor. Ama gözünüz korkmasın; Fethiye tarafı, Likya Yolu’nun hem en erişilebilir hem de en manzaralı bölümlerini barındırıyor.

Likya, antik çağda “Işık Ülkesi” olarak anılan, doğa ile tarihin iç içe geçtiği çok özel bir coğrafya. Fethiye’den başlayan ilk etaplarda Faralya, Dodurga Köyü, Sidyma, Pınara, Letoon, Xanthos ve Patara gibi antik kentler yolun hemen üzerinde ya da çok yakınında yer alıyor. Yani bu rota sadece yürüyüş değil, aynı zamanda açık hava müzesi gibi.

Likya Yolu’nu yürümek için en ideal dönemler ilkbaharda nisan sonu–mayıs başı, sonbaharda ise eylül sonu–ekim başı. Yaz aylarında tüm etapları yürümek zor ama Fethiye çevresindeki kısa parkurlar, sabah erken saatlerde ya da gün batımına yakın yürüyüşler için oldukça keyifli. Bu bölgede rehberli turlar ve günübirlik etaplar düzenleyen tecrübeli ekipler de bolca var.

Fethiye hattında Likya Yolu’nun en güzel sürprizlerinden biri de Cennet Koyu. Kabak Koyu ile Kelebekler Vadisi arasında kalan bu bakir koy, yürüyüş rotasının denizle ödüllendirdiği nadir duraklardan. Herhangi bir tesis yok; çam ormanlarıyla çevrili, kumlu kumsalı olan gerçek anlamda ıssız bir koy. Kabak Koyu’ndan patikayı takip ederek yaklaşık iki saatlik bir yürüyüşle ulaşılabiliyor. Yukarıdan manzarasını görmek isteyenler içinse Alınca yoluna sapan noktalar şahane seyir terasları sunuyor.

Kısacası Likya Yolu, Fethiye rehberinde “uzun bir yürüyüş rotası” olarak değil; yarım gün yürüyüş, manzara, antik kent ve bakir koylarla zenginleşen bir deneyim alanı olarak düşünülmeli. Hepsini yürümek şart değil; Fethiye tarafı, küçük parçalar halinde tadına bakmak için bile fazlasıyla yeterli.

13. Göcek

Göcek, Fethiye Körfezi kıyısında, masmavi denizle yemyeşil orman dokusunun kusursuzca harmanlandığı nadir kasabalardan biri. Bir zamanların kendi halinde balıkçı kasabasıyken, Turgut Özal döneminde keşfedilip yavaş yavaş adını duyurmaya başladı. Sonrasında ise Akdeniz’in en prestijli yat turizmi merkezlerinden birine dönüşmesi uzun sürmedi.

Bodrum ya da Alaçatı gibi popüler tatil beldeleriyle kıyaslandığında Göcek daha sessiz, daha ölçülü ve tüketim kültürünün biraz dışında kalmayı başarmış bir yer. Aynı tatilci profili yıllardır düzenli olarak buraya gelip gidiyor; bu da kasabanın ruhunu korumasını sağlıyor. Göcek’te ekonomi büyük ölçüde yat, tekne ve marina işletmelerine dayanıyor. Dünyanın en güzel koylarından bazılarına ev sahipliği yapan Fethiye Körfezi’nde, devasa yatları görmek burada kimse için sürpriz değil.

Göcek’e ilk kez 1999’da gelmiştim; o zamanlar birkaç sokaktan ibaretti. Bugün ise ultra lüks, üst segment otel zincirlerinin bazılarını ağırlayan, ama buna rağmen küçük kasaba hissini tamamen kaybetmemiş bir yer. Başlıbaşına bir tatil rotası. Çarşısı hâlâ şirin; dükkân dükkân dolaşıp, acele etmeden gezmesi keyifli. Göcek’te alışveriş bile telaşsız yapılır.

Göcek’i asıl özel kılan şey ise denizi. Göcek tekne turlarıyla Fethiye Körfezi’ndeki birbirinden güzel adalar ve koylar keşfediliyor. Yassıca Adaları, Tersane Adası, Kleopatra Koyu, Bedri Rahmi Koyu ve Domuz Adası en bilinen duraklardan sadece birkaçı. Denizin sakinliği, koyların rüzgâra kapalı oluşu ve doğanın hâlâ baskın olması, Göcek’i denizden gezmeyi sevenler için ayrı bir lige taşıyor.

Göcek, yüksek sesli eğlence, sabaha kadar süren gece hayatı arayanlara göre değil. Ama iyi deniz, temiz hava, düzgün hizmet ve dinginlik arıyorsanız fazlasıyla karşılığını veren bir yer. Gösterişsiz bir lüksü, sessiz bir şıklığı var. Bir kez tadını alanın, yıllar sonra bile dönüp dolaşıp tekrar gelmek istemesi boşuna değil.

14. Fethiye Köyleri

Fethiye köyleri, en az merkez kadar karakterli ve çekici. Son yıllarda şehirden kaçıp denize, toprağa ve sakinliğe yaklaşmak isteyenlerle bu köyler yeniden dolmaya başladı. Bir zamanlar yüzüne bakılmayan araziler bugün altın değerinde. İşin güzel tarafı şu: yıkılmaya yüz tutmuş eski evler restore edilip hayata döndü, gençlerin göçüyle sessizleşen köyler yeni bir nefes aldı. Fethiye’yi gerçekten tanımak isteyenler için bu köyler şart.

✅ Yanıklar Köyü

Her yıl en az bir kez yolumun düştüğü, Fethiye–Göcek yolunda merkezden sadece 10 dakika uzaklıkta bir köy. Sahil kısmındaki plajı geniş ve keyifli; kalabalıktan uzak, denize girip günü ağırdan almak isteyenler için birebir. Köy çevresinde küçük oteller, pansiyonlar ve kamp alanları sıralanıyor.

Benim favorim, doğa dostu yaklaşımıyla misafir kabul eden Yonca Lodge. Sessiz, sakin, romantik bir aile işletmesi. Köy çevresindeki sığla (günlük) ormanları endemik bir ekosistem sunuyor; bisiklet sürmek, yürüyüş yapmak için çok keyifli. Kayık kiralayıp çevredeki küçük adalara ve koylara açılmak da mümkün. Yanıklar’da konaklayıp Fethiye çevresi gezilecek yerler rotasını buradan kurmak gayet mantıklı bir tercih.

✅ Yeşilüzümlü Köyü

10–15 yıl önce adı sadece mantarıyla bilinen Yeşilüzümlü Köyü, bugün entelektüellerin yerleşmeye başladığı, ev ve arsa fiyatlarının ciddi şekilde yükseldiği bir köy. Adını yüzyıllardır yetiştirilen üzüm bağlarından alıyor. Havası serin, toprağı bereketli. Sakin Şehir Ağı’na (Cittaslow) aday. Köyde kadınlar hâlâ geleneksel dokuma sanatını yaşatıyor.

Kuzugöbeği mantarı için düzenlenen festivalini görme şansım oldu; ilgi gerçekten büyük. Protein değeri yüksek, kolesterole iyi geldiği söylenen bu mantarın fiyatı sezona göre değişiyor. Bölge aynı zamanda endemik bitkiler ve yaban hayatı açısından da oldukça zengin; orkide çeşitliliğiyle Türkiye’nin sayılı yerlerinden biri. Konaklama için Dikencik Evleri’ni gönül rahatlığıyla önerebilirim.

Köyün yamaçlarından uzanan yol sizi, Likya Birliği’ne son katılan kentlerden biri olan Kadyanda Antik Kenti’ne götürüyor. Günümüze az kalıntı kalmış olsa da zirveye çıkıp vadinin üzerine yayılan manzarayı izlemek başlı başına bir ödül. Fethiye’nin farklı yüzünü görmek isteyenler köyleri pas geçmemeli.

✅ Alınca Köyü

Kelebekler Vadisi’ne varmadan sola sapan, dar ve virajlı bir yoldan ulaşılan Alınca, deniz seviyesinden yaklaşık 800 metre yüksekte bir dağ köyü. Likya Yolu üzerinde yer alıyor. Aşağıda Cennet Koyu, yanında İnceburun ve ardı ardına dizilen burunlar… Hepsine birlikte Yediburunlar deniyor. Tepeden bakınca insanın dili tutuluyor.

Alınca’da doğa ve macera tutkunlarının uğradığı Catcy adında küçük bir kafe var; kamp yapabilir ya da köy evlerinde konaklayabilirsiniz. Likya Yolu patikasından Boğaziçi Köyü’ne, oradan Kaş sınırlarında kalan Sidyma Antik Kenti’ne geçmek mümkün. Toplu taşıma yok; ya araçla ya da yürüyerek ulaşılabiliyor. Kabak’tan Alınca’ya patikayı takip ederek 3–4 saatte çıkılabiliyor.

Ben bir gün içinde Alınca Köyü’nü, Xanthos, Letoon ve Patara antik kentlerini aynı rotaya sığdırmıştım. Yorucu ama fazlasıyla tatmin edici bir gündü.

15. Pınara, Xanthos, Letoon ve Patara Antik Kentleri (Günlük Rota)

Fethiye çevresinde antik kentleri tek tek gezmek yerine, bir gününü ayırıp aynı rota üzerinde görmek istiyorsanız bu dörtlü şahane bir rota bence. Sabah erken çıkıp akşam karanlığına kalmadan dönebileceğiniz, biraz yorucu ama zihni fazlasıyla doyuran bir hat.

Rota sıralaması (en mantıklısı): Fethiye → Pınara → Xanthos → Letoon → Patara → dönüş

İlk durak Pınara Antik Kenti. Akdağ eteklerinde, kalabalıktan uzak, biraz da zahmetli bir antik kent. Ama kaya mezarları ve amfitiyatroya çıkan patikaya adım attığında “iyi ki gelmişim” dedirtiyor. Sessiz, sakin; aceleye gelmez. Zamanın kısıtlıysa sadece üst teraslara çıkıp manzarayı görmek bile yeter.

Devamında ovaya inip Xanthos Antik Kenti’ne geçiyorsun. Likya Birliği’nin idari merkezi. Alan geniş ama düzenli; kısa sürede gezilebiliyor. Hemen birkaç kilometre ilerisindeki Letoon ise bu rotanın dini merkezi. Üç tapınağın yan yana duruşu, suyla iç içe haliyle daha dingin bir atmosferi var. Xanthos–Letoon ikilisi zaten UNESCO listesinde birlikte anılıyor.

Günün finali Patara Antik Kenti. Hem antik şehir hem plaj. Eğer saatini iyi ayarlarsan önce antik kenti gezip ardından sahile inmek güzel kapanış oluyor. Likya Birliği’nin önemli merkezlerinden biri olmasının yanında, caretta carettaların yuvalama alanı olması burayı ayrıcalıklı kılıyor. Gün batımına kalırsan, yorgunluk bir anda unutuluyor.

Vaktin yoksa: Pınara’yı pas geçip Xanthos–Letoon–Patara üçlüsünü yap.
🎟️ Girişler: Müze Kart geçerli. Ücretler dönemsel değiştiği için kapıda güncel fiyatlara bakmak en sağlıklısı.
🚗 Ulaşım: Toplu taşımayla zor; bu rota net şekilde araçla daha mantıklı.

Bu hattı her yeri görmeliyim diye değil, hangisi sana hitap ediyorsa onu seç diye düşünseniz daha iyi. Hepsi sadece tarihi rota değil; bazıları manzara, bazıları his, bazıları sadece susup bakmalık.


Fethiye, tek bir tatil tipine sığmayan ender coğrafyalardan biri. Aynı hafta içinde hem antik bir kentte binlerce yıllık taşlara dokunup hem de turkuaz bir koyda tembellik yapabiliyorsunuz. İster deniz, ister yürüyüş, ister tarih peşinde olun; Fethiye hepsine cevap veriyor ama bunu bağırarak değil, sakin sakin yapıyor.

Bu rehberi hazırlarken amacım “herkesin yazdığını” tekrar etmek değil; yıllar içinde gezerek, dönerek, bazen hayal kırıklığına uğrayarak, bazen iyi ki gelmişim diyerek biriken deneyimi süzmekti. Fethiye hâlâ çok güzel ama artık daha kalabalık; hâlâ büyüleyici ama beklentiyi doğru ayarlamak şart. Doğru zamanda, doğru rotayla gezildiğinde ise Fethiye, insanın aklında uzun süre kalan yerlerden biri olmaya devam ediyor.