Lizbon, Portekiz’in batı kıyısında, Atlantik Okyanusu’na açılan Rio Tejo Nehri’nin kenarında yer alıyor. Şehir, Avrupa’nın en batıdaki başkenti ve yedi tepesine yayılmış bir coğrafyaya sahip. Bu tepelik yapı, Lizbon’un eski ve yeni arasında sıkışmış dokusunu hissettiriyor. Alfama’nın dar sokakları, tramvayların sarı rengi ve şehrin dört bir yanını saran grafitiler, Lizbon’u özgün kılıyor. Nüfusu yaklaşık 500 bin olan bu şehir, hem tarih hem de modernizmle iç içe yaşıyor.
Lizbon’un tarih sahnesindeki önemi, Portekiz’in denizaşırı keşif çağıyla başlıyor. 15. ve 16. yüzyıllarda Vasco da Gama ve diğer kaşifler buradan dünyaya açıldı. Bu stratejik liman kenti, Atlantik ticaret yollarının merkezindeydi ve global bir denizcilik gücü olarak yükseldi. Krallık döneminde Lizbon, Avrupa’nın ekonomik ve kültürel merkezlerinden biri oldu. 1755 depremi, şehri yerle bir etti ama ardından yeniden inşa edilerek daha güçlü bir kimlik kazandı. Bugün, Lizbon’un sokaklarında yürürken, bu tarih katmanlarını ve denizcilik mirasını hissetmemek mümkün değil.

Lizbon‘a ilk adımımı attığımda fark ettiğim şey, şehrin kendine özgü melankolisiydi. Ben bu şehirde yaşarım hissi çok kısa sürede oluştu bende. Alfama semtindeki dar sokakları keşfederken duvarlarda karşılaştığım azulejo çinileri ve Fado müziğinin yankılandığı Tasca do Chico‘daki o samimi atmosfer gerçekten etkileyici.
Ancak şehrin her yerinde karşınıza çıkan Tram 28’in turistik yoğunluğu oldukça can sıkıcı; sabah erkenden binmeseniz sardine misali sıkışıyorsunuz. Özellikle çift olarak seyahat edenler için romantik bir destinasyon, ancak yalnız gezginler akşam saatlerinde bazı semtlerde dikkatli olmalı.
Lizbon için minimum 3 gün ayırmanızı öneririm; 1 günde sadece yüzeysel bir izlenim edinirsiniz ve şehrin ruhunu kaçırırsınız. Belém Kulesi ve Jerónimos Manastırı‘nı aynı güne sığdırmak mümkün ama acele etmek zorunda kalıyorsunuz. Pastéis de nata‘yı mutlaka Pastéis de Belém‘de deneyin, diğer yerlerdekiler aynı tadı vermiyor. Ulaşım konusunda metro sisteminin sınırlı olması ve bazı turistik noktaların sadece tramvayla erişilebilir olması planlama gerektiriyor.
Lizbon Nasıl Bir Yer 🇵🇹
Lizbon ilk bakışta ışığıyla çarpıyor insanı. Atlantik kıyısında, Tejo Nehri’nin geniş ağzında kurulmuş; yedi tepeye yayılmış, inişli çıkışlı bir şehir. Deniz seviyesinden çok da yüksek değil ama sürekli bir yokuş hali var. Yazları sıcak, kışları ılıman. Ama asıl mesele iklim değil; atmosfer. Lizbon’un temposu büyük bir başkente göre şaşırtıcı derecede sakin.
Şehrin geçmişi Fenikelilerden Romalılara, Mağribilerden Portekiz Krallığı’na uzanıyor. 1755’teki büyük deprem her şeyi yerle bir etmiş ama şehir küllerinden planlı bir şekilde yeniden doğmuş. Özellikle Baixa bölgesindeki düzenli sokak planı o yeniden yapılanmanın ürünü. Yani Lizbon hem ortaçağ dar sokaklarını hem de modern şehir planlamasını aynı çerçevede sunuyor.
Sokaklarda dolaşırken sarı tramvaylar sürekli karşınıza çıkıyor; özellikle 28 numaralı hat kartpostal gibi mahallelerden geçiyor. Alfama ise şehrin ruhu. Taş döşeli dar sokaklar, çamaşır asılı balkonlar ve duvarlardan yükselen fado sesi… İstanbul’un eski semtlerini hatırlatan bir tarafı var ama daha Atlantik, daha tuzlu bir havası. Yukarı doğru çıktığınızda São Jorge Kalesi manzarası şehri ayaklarınızın altına seriyor.
UNESCO listesindeki Lizbon Katedrali şehrin en eski yapılarından. Biraz ağır, biraz sade ama güçlü. Nehir tarafına indiğinizde Belém Kulesi Portekiz’in keşifler çağını hatırlatıyor. Vasco da Gama anısına yapılan bu yapı sembolik; okyanusa açılan bir ülkenin vitrini gibi. Bir de karşı kıyıda, Rio’daki heykelden ilhamla yapılan Cristo Rei var. Gün batımında terasına çıkarsanız Lizbon’un o meşhur turuncu-pembe ışığını net görürsünüz.
Şehrin kalbi sayılan Rossio Meydanı bugün kafelerle dolu ama geçmişi sert; 16. yüzyılda idamların yapıldığı bir alan. Şimdi ise buluşma noktası. Nehir boyunca yürürken iki köprü dikkat çekiyor. Vasco da Gama Köprüsü 17 kilometrelik uzunluğuyla Avrupa’nın en uzun köprülerinden biri. Diğeri ise 25 Nisan Köprüsü; kırmızı rengi ve formuyla San Francisco’daki Golden Gate’i andırıyor. Tesadüf değil, benzer mühendislik ekibi çalışmış.
Net söyleyeyim: Lizbon aceleye gelmez. Yokuşları yorabilir, ama her tepenin sonunda manzara var. Büyük metropol karmaşası yok; daha dingin, daha içe dönük. Kafede oturup fado dinlerken zaman yavaşlıyor. Işığı gerçekten farklı. O yüzden fotoğrafçılar ve sanatçılar boşuna buraya akın etmiyor. Lizbon gösteriş yapmıyor; ama karakteri güçlü.
Lizbon Nerede 📍
Lizbon, Avrupa’nın güneybatısında yer alan Portekiz’in başkentidir. Atlantik Okyanusu’nun kıyısında, Tejo Nehri‘nin ağzında konumlanmıştır. İber Yarımadası’nda bulunan Lizbon, kuzeyde ve doğuda İspanya ile komşudur. Şehrin batısında ve güneyinde ise geniş okyanus manzaraları uzanır. Bu konumu, Lizbon’u hem kara hem de deniz ticareti için stratejik bir nokta haline getiriyor.
Lizbon’un yüzölçümü yaklaşık 100 km² olup, deniz seviyesinden ortalama 2 metre yüksektedir. UTC+0 saat diliminde yer alır ve Türkiye’den giden Türk vatandaşları için Schengen vizesi gerekmektedir. Tarihi, Romalılar dönemine kadar uzanan Lizbon, 1755’teki büyük depremle tanınır ve bu olay şehrin mimari yapısını derinden etkilemiştir.
Tram 28 Güzergahı
- Martim Moniz – Başlangıç noktası, çok kültürlü
- Baixa – Şehir merkezi, Rossio Meydanı
- Chiado – Alışveriş, Café A Brasileira
- Bairro Alto – Gece hayatı merkezi
- Estrela – Basilika, sakin mahalle
Tarihi Yapılar
- São Jorge Kalesi – 11. yy, şehir manzarası
- Mosteiro dos Jerónimos – Manuelino mimarisi
- Belém Kulesi – 1515, Tejo Nehri kıyısı
- Sé de Lisboa – 12. yy katedrali
- Padrão dos Descobrimentos – Keşifler Anıtı
Modern & Doğa
- Oceanário de Lisboa – Avrupa’nın en büyüğü
- LX Factory – Sanat merkezi, butikler
- Miradouro da Senhora do Monte – En iyi manzara
- Calouste Gulbenkian Müzesi – Sanat koleksiyonu
- Sintra – Günübirlik, Pena Sarayı
Lizbon’te Ne Yenir?
- Pastéis de nata – Belém’den orijinal
- Bacalhau – 365 çeşit morina balığı
- Francesinha – Porto sandviçi ama Lizbon’da da var
- Bifana – Domuz eti sandviç
- Caldo verde – Yeşil sebze çorbası
İçecek & Aperitif
- Vinho verde – Hafif köpüklü beyaz şarap
- Porto şarabı – Tatlı likör şarap
- Ginjinha – Kirazlı likör, küçük bardakta
- Bica – Portekiz espressosu
- Imperial – Soğuk bira, çok popüler
Pratik Bilgiler
- Vize: AB vatandaşı değilseniz kontrol edin
- Para: Euro (€)
- Ulaşım: Metro/otobüs kartı alın
- Dil: Portekizce, İngilizce anlaşılır
- En iyi zaman: Nisan-Ekim arası
Lizbon’a Nasıl Gidilir ✈️
Lizbon’a ulaşmanın en pratik yolu uçak. İstanbul’dan direkt uçuşla yaklaşık 4,5–5 saatte Humberto Delgado Havalimanı’na iniyorsunuz. Türk Hava Yolları bu hatta düzenli uçuyor; sezon dönemlerinde farklı Avrupa aktarmalı seçenekler de bulunuyor. Erken rezervasyon önemli çünkü Lizbon son yıllarda ciddi talep görüyor. Özellikle yaz ve bahar aylarında fiyatlar hızlı yükseliyor.
Havalimanı şehir merkezine çok yakın; bu büyük avantaj. Metro ile yaklaşık 20–25 dakikada Baixa tarafına ulaşabiliyorsunuz. Taksi makul ama yoğun saatlerde trafik uzatabiliyor. Uber yaygın ve genelde taksiden biraz daha ekonomik. Aerobus da seçenek ama açık konuşayım, metro hem daha hızlı hem daha net çözüm.
Kara yoluyla gelmek isteyenler için iş biraz sabır meselesi. Türkiye’den Lizbon’a yaklaşık 4.000 kilometrelik bir rota var. Bulgaristan, Sırbistan, Macaristan, Avusturya, İtalya veya Almanya hattı üzerinden Fransa ve İspanya’ya geçerek Portekiz’e ulaşabilirsiniz. Avrupa otoyolları kaliteli ama geçiş ücretleri ve yakıt maliyetini hesaba katmak gerekiyor. Schengen vizesi zaten şart. Bu rota daha çok uzun Avrupa turu yapanlar için mantıklı; sadece Lizbon için arabayla gelmek pek rasyonel değil.
Lizbon içinde ulaşım rahat ama yokuşlu şehir olduğunu unutmayın. Metropolitano de Lisboa hattı dört ana renkten oluşuyor ve turistik merkezlere erişim kolay. Özellikle havalimanı bağlantısı büyük avantaj. Carris otobüs ve tramvayları tarihi bölgelerde hayat kurtarıyor. 28 numaralı tramvay turistik ama kalabalık; sabah erken saatleri tercih edin.
Şehir kompakt; Baixa, Chiado, Alfama hattını yürüyerek gezebilirsiniz. Ama tepe çıkarken asansör ve füniküler sistemlerini kullanmak mantıklı. Özellikle Elevador da Bica ve Santa Justa Asansörü hem ulaşım hem manzara deneyimi sunuyor.
Özetle: Uçak en mantıklı ve hızlı çözüm. Havalimanı merkeze yakın, toplu taşıma güçlü, Uber sorunsuz. Lizbon’a ulaşmak kolay; asıl mesele yokuşlara hazırlıklı olmak. 👟

✈️ Lizbon Ucuz Uçak Bileti Bulma
- ✈️ Ucuz Uçak Bileti Nasıl Alınır
- ✈️ Uçak Bileti Kampanyaları Nasıl Bulunur
- ✈️ Uçakta En İyi Koltuk Hangisi
- ✈️ En Ucuz Uçak Bileti Ne Zaman Alınır
- ✈️ En Ucuz Bilet Sunan Havayolu Firmaları
Lizbon Gezi Planı 🗓
Lizbon’u keşfetmek için en az 3 gün ayırmak iyi bir fikir. Ancak şehrin tüm güzelliklerini sindirmek istiyorsanız, 5 gün ideal. Eğer vaktiniz varsa, daha uzun süreli bir ziyaretle çevre kasabalara da uğrayabilirsiniz.
Gün 1: İlk gün, Lizbon’un tarihi dokusunu hissetmek için Alfama bölgesinde başlayın. Dar sokaklarında yürüyerek São Jorge Kalesi‘ne ulaşabilirsiniz. Buradan şehrin panoramik manzarasını izleyin. Öğleden sonra, Baixa bölgesindeki Rossio Meydanı‘na gidin. Burada alışveriş yapabilir veya bir kafede kahvenizi yudumlayabilirsiniz.
Gün 2: İkinci gün, modern Lizbon’u keşfetmek için Belém bölgesine gidin. Belém Kulesi ve Jerónimos Manastırı gibi önemli yapıları ziyaret edin. Belem’in meşhur pastanesinde Pastéis de Belém tatlısını denemeyi . Akşam, Cais do Sodré bölgesinde bir restoranda deniz ürünü deneyebilirsiniz.
Gün 3: Üçüncü gün, Lizbon’un sanat ve kültür sahnesini keşfetmek için Chiado ve Bairro Alto bölgelerine gidin. Gulbenkian Müzesi‘ni ziyaret edin ve yerel sanat galerilerini gezin. Akşam, Bairro Alto‘da canlı müzik mekanlarına uğrayarak Portekiz’in yerel müziği Fado‘yu dinleyin.
Gün 4: Eğer vaktiniz varsa, dördüncü gününüzü Sintra‘ya ayırın. Lizbon’a sadece 30 km uzaklıktaki bu kasabaya trenle kolayca ulaşabilirsiniz. Pena Sarayı ve Quinta da Regaleira gibi masalsı yapılar arasında dolaşın. Sintra’nın yemyeşil doğasında yürüyüş yaparak günü tamamlayabilirsiniz.
Gün 5: Beşinci gün, Lizbon’un sahil bölgesine yönelin. Cascais ve Estoril gibi sahil kasabalarını ziyaret edin. Plajda dinlenin veya bölgedeki yürüyüş parkurlarını keşfedin. Geri dönüşte, Lizbon’un gece hayatını deneyimlemek için Avenida da Liberdade‘de bir akşam gezintisi yapabilirsiniz.
Lizbon’un en güçlü yanı, kendine has atmosferi. Şehir, geleneksel Fado müziği ve renkli seramik karolarıyla tanınıyor. Budget gezginlerden kültür tutkunlarına kadar geniş bir yelpazeye hitap ediyor. Ayrıca, Portekiz mutfağının tadına varmak ve tarihi semtlerinde dolaşmak için de ideal bir destinasyon. Lizbon’a gitmek, hem tarih hem de modern yaşamın iç içe geçtiği bir deneyim sunar.
Lizbon’u ziyaret etmek için en iyi dönem, Mart-Mayıs arası. Bu aylar, hem hava sıcaklıklarının ideal olması hem de turist kalabalıklarının azalması açısından avantajlı. Şehri keşfetmek için en az 3 gün ayırmanız iyi olur. Ulaşım için Viva Viagem kartı alarak toplu taşıma masraflarınızı düşürebilirsiniz. Şehri keşfederken, Alfama mahallesinde bir akşam yemeği için zaman ayırmayı . Şimdi sıra sizde, Lizbon’un büyüsünü kendi gözlerinizle keşfedin.


