Phnom Penh, Kamboçya’nın başkenti olan, neredeyse 2 milyonluk bu şehir ülkenin ticari, ekonomik ve siyasi merkezidir. Caktomuk, Mekong ve Tonle Sap Nehirlerinin birleştiği noktada bulunan şehrin tarihi 15. yüzyılda Angkor Saray’larını terk eden Kral Preah Srey Soryopor zamanında  kadar uzanıyor. Indochina Yarımadası’nda Fransızlar tarafından kurulan bu genç olan şehir, 1863-1953 arasında Fransız sömürgesi kontrolü altında kalmış.

Kamboçya 1950’li yıllarda bağımsızlığını ediyor. 70’li yıllarda Kızıl Kımerler (Khmer Rouge) baskısı alında kuşatılıp boşaltılan şehrin nüfusu tekrar 80’lerde artmaya başlıyor. 90’lı yıllarda ekonomi canlanıp hızlı bir değişim ve gelişime geçiyor. Ekonomik ve kentsel gelişimini ancak son 10 yıldır ilerleme sürecine girmiş. Turistik açısından çekiciliği bulunmayan şehir yakın tarihte geçirdiği acı dolu günler geride bırakmaya çalışıyor.

Khmer pagodaları (Budist dini yapıları) arasında sömürge döneminden kalma sarı Fransız binaları görebilirsiniz. Kraliyet Sarayı (Royal Palace) 15. yüzyılda King Preah Ponhea Yat zamanında yapılmış, daha sonra 19. Yüzyılda King Norodom zamanında ise eklemeler yapılmış. Ulusal Müze ve şehrin çoğu merkezi binası Fransız döneminde inşa edilmiş.

Stabil bir hale gelmeye çalışan Phnom Penh eski günlerine kavuşmaya çabalıyor. Tonle Sap nehrinin batısına kurulmuş şehir merkezinde nispeten lüks sayılabilecek kafe ve restoranlar bulunuyor. Bunun dışındaki sokaklar ise birbirine benzeyen, motosiklet, tuktuk, taksi ve araç trafiğinin iç içe olduğu, kokuların ve seslerin birbirine karıştığı renksiz manzaralar sunuyor.

Güneydeki şirin kıyı kasabası Kep’ten 4 saatlik otobüs yolculuğu ile Phnom Penh’e geçtim (5$). Asya’nın güzel yanı seyahat ederken herhangi bir erken rezervasyon yapmanıza gerek yok. İndiğiniz yerde sizi karşılayan motosikletli taksilerle gidip gönlünüze göre bir yer bulabilirsiniz. Tonle Sap Nehri’ne yakın bir yerlerde Malis Guest House (8$) yerleştim. İçerisinde banyosu, TV’si olan küçük odalarını pek beğenmesem de bir başkent de bu fiyat fena değil gibi geldi.

Lobide yer alan masa sandalyelerin konforu ve internet hızı bu aralar yatak ve oda konforunun çok önüne geçiyor. Bir motosikletliyle anlaşıp şehir merkezini gezmeyi amaçlasam da yağan yağmur buna engel oldu. Huzurlu ve sakin günlerine yakın zamanda kavuşmuş bu başkenti sadece bir günde gezmeyi düşünüyordum, ancak 2 gece kalacağım gibi görünüyor.

Day 629: Kamboçya:23 Phnom Penh, 22 Nisan 2012

7 YORUMLAR

      • 11 Mart 2015 -1 haftadır Phnom Pehn’deyim…Coğrafya olarak her ne kadar HinduÇin olarak geçse de, insanların yaşam tarzlarında Çin kültürü etkisini daha baskın bir şekilde gösteriyor.
        Daha farklı olacağını beklediğim bir şehirdi. Ama kendi deyimleri ile Kızıl Khmer’ler ülkeyi Taş Devrine götürmüş…Şehirin genel havasında büyük bir sefalet, fakirlik ve pislik ve insanlar da hüzünü hissediyorsunuz…(Kemal Bey’in de ifade ettiği gibi)
        90 yıl Fransız kolonisi olarak yaşamışlar, ama ortada Fransızlara ait hiç bir şey kalmamış…Böyle büyük bir İmparatorluk nasıl bu duruma gelmiş, çok yazık..

        Yazacak çok şey hissediyorum…
        Umarım,Kamboçya’nın geri kalanı PhnomPehn’den farklıdır…

  1. Kambocya kendi halinde bir ulke, komsulari gibi cok turistik ve kalabalik degil. Sehirleri de kucuk. Phnom Penh ise gurultulu ve kalabalik. Yalniz cok ozgun mekanlari vardi, isimlerini hatirlamiyorum simdi. Olum tarlalari ve Pol Pot’un zulmunu sergileyen hapishane cok huzun verici.

  2. Phom Penh’i ben pek beğenmedim. Çok fazla yapacak bir şey yok. kafeleri güzel sayılır. Ama eğer vaktiniz varsa Siem Riep’e geçip Angkor Wat’ı görmelisiniz. Kızıl Kımerler ülkeyi belki 100 yıl geriye götürmüş, çok yazık.

    • Şehrin görüp geçirdikleri düşünülünce böyle olması bile normal. Ben kafelerini sevdim. Çok güzel kahve yapıyorlar. Vietnam’da dünyanın en iyi kahveleri üretiliyormuş. Oradan getiriyorlar sanırım. Fiyatı da çok ucuzdu.

DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!