Ana Sayfa Okyanusya Fiji

Naboro Günlükleri: Fiji Adasında Nasıl Mülk Edinilir?

Kemal Kaya
Seyahat Yazarı · 29 yıldır dünyayı keşfediyor, 16 yıldır tam zamanlı deneyimle, bizzat gezdiği yerlerin rehberlerini yazıyor
Son Guncelleme ·

Yaklaşık bir haftadır Fiji’nin Naboro Köyü’ndeyim. Küçük Waya Adası anlamına gelen Waya Lailai Adası’nda, köy evinde, yerlilerin arasında kalıyorum. Günlerim planlı değil; zaten burada plan yapmak çok anlamlı değil. Sabah uyanıyorum, nereye gideceğim belli değil. Bazen köy içinde dolaşıyorum, bazen dağlara, tepelere çıkıyorum, bazen de sahilde uzun yürüyüşlere dalıyorum. Arada okula uğrayıp öğretmenle sohbet ediyorum, sonra kendimi çocukların arasında buluyorum.

Burada en çok hoşuma giden şey şu oldu: hayatın doğal akışı bozulmamış. Kimse bir şey yetiştirme derdinde değil, kimse acele etmiyor. Ama buna rağmen her şey bir şekilde ilerliyor. Sabah okula giden çocuklar, öğleden sonra sahilde oynayan gençler, akşam bir araya gelen insanlar… Her şey kendi döngüsünde. Zamanı saatle değil, ışıkla ve sesle ölçmeye başlıyorsun. Naboro Köyü’ne nasıl geldiğimi ve bu sürecin detaylarını burada anlattım 👉 Naboro Köyü

Naboro-Koyu-Fiji
Köyün önündeki plajın batı kıyısı

Yağmur, Şimşek ve Köy Hayatı: Naboro Günlüğü

Belki beş gecedir aralıksız yağmur yağıyor. Gece birkaç kez uyandım. Bir seferinde dışarı bakıp tekrar yatağa dönmüştüm. Tam gözümü kapatmıştım ki bir anda ortam bembeyaz aydınlandı. Gözümü açmamla yataktan neredeyse fırlamam bir oldu. Çok yakına düşen bir yıldırım ve ardından gelen sert bir gök gürültüsü. Soğukkanlı olduğumu düşünürüm ama vücut başka tepki veriyor. Adrenalin bir anda yükseldi, kalbim hızlandı. O kadar yakından gelen bir şimşek sesini daha önce yaşadığımı hatırlamıyorum.

Yağmurun şiddeti gece beni birkaç defa uyandırsa da sabah 07:30 gibi uyanıp çocuklarla birlikte kahvaltı yaptım ve köyün önündeki plaja yürüyüş için geçtim. Kaldığım eve 50 metre mesafedeki plaj, dalga sesini sürekli duyabileceğin kadar yakın. Bazı yerlerinde siyah volkanik kayalar, genelinde ise sarıya çalan kum var. Ama kıyı temiz değil. Zaman zaman çöp alanı gibi kullanılmış. Pet şişeler, teneke kutular ve cam kırıkları yürürken gözüme çarpanlar.

Naboro Köyü okulunun öğretmenlerinden Master Jim ile tanıştım. Altı öğretmenle, dört sınıfta eğitim veriyorlar. Diğer adalardan gelen öğrenciler için hafta içi kullanılan bir de yurtları var. Çocuklar pazartesiden cumaya burada kalıyor, hafta sonu ailelerinin yanına dönüyor.

Arkadaki sahilden öndeki sahile geri geldiğimde, karada duran büyükçe bir tekneyi tekrar denize indirmeye çalışan köylülere rastladım. İlk defa beni görenlerin klasik sorularından sonra “bir el at abi” dediler. Ben de katıldım. Altına papaya ağacı gövdeleri dizilmiş tekneyi hep birlikte itmeye başladık. Yaklaşık yarım saatlik uğraşla, o gövdelerin üzerinden kaydırarak tekneyi yeniden denize indirdik.

Daha sonra plajda tanıştığım köyün lokal şefinden öğrendim: Yılda birkaç kez köye gelen bir Amerikalı, bu tekneleri kullanmaları için köyden bir arkadaşına 29.000 FJ$ değerinde bir tekne hediye etmiş. Kendisi fırsat buldukça bu adaya gelip kalıyormuş.

Üstelik Amerikalı ertesi gün yine köye gelecekmiş. Bazen arkadaşının evinde, bazen de kurduğu çadırda kalıyormuş. Kısa sohbetten sonra, seksenli yaşlardaki şef, üzerindeki kıyafetlerle birkaç kez suya dalıp çıktı. Ardından yorgun ama ağırbaşlı bir yürüyüşle uzaklaştı.


Wandi Waya ile Sohbet

Kıyıda kendime güzel bir yer buldum. Önce biraz yüzdüm, sonra güneşlenmeye başladım. Bu kez Wandi Waya ile tanıştım. “Wandi” kendi dillerinde amca demek. Plajın bazı yerlerini omzuna kadar kazıyor, balık yemi olarak kullanacağı yengeçleri çıkarıyordu. Ayaklarını kestiği iki yengeci gösterdi. Haftada birkaç kez köyün hemen kıyısındaki kayalıklarda balığa gittiğini söyledi. İki saat içinde kol boyu 7-8 balık yakalayabildiğini anlattı.

Ne kadar ödediğimi öğrenince bir süre uzaklara baktı, sonra dönüp “neden bende kalmadın” diye sordu. Biraz hayıflandı. Benim onda dört gün kalmamın, bir aylık masrafını karşılayacağını söyledi.

Daha önce Viseisei Köyü’nde kaldığımı söyleyince, oradaki herkesi tanıdığını, aslında kökeninin de oraya dayandığını anlattı. Hatta Niko’nun amcası olduğunu söyledi. Döndüğümde mutlaka selamını iletmemi birkaç kez tembih etti. Sonra elindeki işine dönüp balığa gitmek için uzaklaştı.

Biraz daha yüzdüm, biraz plajda uzandım. Gelen geçen herkes selam veriyor. Yaşlı, genç, çocuk… Kısa sohbetler, küçük temaslar. Sonra eve döndüm. Odaya çekilip biraz bir şeyler dinledim ve uyuyakaldım. Ne kadar uyuduğumu bilmiyorum. Daha önce söylediğim gibi, burada zaman yavaş akıyor.

Çocukların sesiyle uyandım. Okuldan dönmüşler. Sırayla gelip, odamın kapı yerine geçen perdesini aralayıp bakıyor, sonra kaçıyorlar. Ardından Milie geldi, kocaman gözleri ve gülümsemesiyle. “Yemek hazır” dedi. Menü basit ama yeterli: noodle, pilav, omlet ve papaya.

Waya Adası’nda Mülk Edinmek

Burada mülk edinmek öyle gidip tapu almak gibi bir süreç değil. Önce köy halkı, şefin başkanlığında toplanıyor. Seni değerlendiriyorlar. Uygun görülürsen, kendine bir yer seçiyorsun ve o arazi için bir fiyat belirleniyor. Yani sistem resmi değil ama tamamen topluluk onayına dayalı.

Köyün arkasında, okulun yanındaki manzarası çok güçlü bir noktayı tarif edip orayı sorduğumda, şef önce düşündü ve ardından 25.000 FJ$ dedi. Bana biraz yüksek geldi. Muhtemelen yabancı olduğum için fiyatı yukarıdan söyledi.

Sonra işin ikinci kısmını sordum: “Peki buraya bir ev kaça yapılır?”
Şefin cevabı 40.000 FJ$ oldu. Açık konuşayım, bu beni şaşırttı. Çünkü bir gün önce Sorby, kendi evleri gibi bir yapının 8.000–10.000 FJ$ civarında yapılabileceğini söylemişti. Arada ciddi fark var.

Evlerin yapım mantığı oldukça basit. Dış duvarlar genelde briket ya da ahşap, ana taşıyıcılar ağaç direkler. Sonrasında iç ve dış yüzeyler kontraplakla kaplanıp boyanıyor. Çatılar çoğunlukla sac. Bazı evlerde sıcağı kesmek için ters tavan uygulaması var.

Türkiye’den bakınca bu tip bir evi daha ucuza kurabileceğini düşünüyorsun. Ama burada işin dengesi değişiyor. Çünkü burası ada. Malzeme temini ve taşımak maliyeti yükseltiyor. Asıl fark orada oluşuyor.

Benim hesabıma göre, belirli bir bütçeyi gözden çıkardığında burada şunu alıyorsun:
Manzarası açık, etrafı kokonat ve muz ağaçlarıyla çevrili, denize birkaç adım mesafede bir ev.
Sabah kapını açıp denize giriyorsun, akşam önünde balık tutuyorsun.

Kâğıt üzerinde basit, ama hayat olarak oldukça güçlü bir teklif.

Fiji-Naboro-village
Evlerinde kaldığım Milie

Her tarafın yemyeşil ve otlarla kaplı olduğu bu adada, birkaç temel şeyi kurduğunda hayatın dengesi değişiyor. Tavukların ve ineklerin varsa, yumurta ve süt ihtiyacını neredeyse hiç masraf yapmadan karşılıyorsun. İklim zaten uygun. Sebze, meyve yetiştiriyorsun, üzerine haftada birkaç kez balığa çıkıyorsun. Bir noktadan sonra şunu fark ediyorsun: burada yaşamak sandığın kadar pahalı değil. Hatta birçok insanın şehirde sadece ayakkabıya harcadığı parayla burada uzun süre yaşayabilirsin.

Köyde en çok sorulan sorulardan biri şuydu: “Ne zaman tekrar geleceksin?” Kolay olmadığını söylediğimde aldığım cevap hep aynıydı. Artık burada arkadaşlarım olduğunu ve yeniden gelmem gerektiğini söylüyorlardı. Bu kadar kısa sürede böyle bir bağ kurulması açıkçası dikkat çekici.


Gün Batımı

Akşama doğru Milie, Api ve Milie’nin bir arkadaşıyla, boyumu aşan otların arasından geçerek köyün arkasındaki tepeye çıktık. Yukarıdan baktığında hem köy hem deniz hem de diğer adalar aynı kareye giriyor. Manzara güçlü.

Ama hava kapalıydı. Beklediğim o kızıl gün batımı olmadı. Bulutların arasından sızan ışık, yer yer gökyüzüne hafif bir renk verdi ama o kadar. Daha fazlasını bekliyordum. Olmayınca indik. Tepenin arkasında ise farklı bir dünya vardı: şeker kamışı tarlaları, sebze bahçeleri, muz ve papaya ağaçları.

Naboro-Village-Sunset

Akşam yemeğinde balık vardı. Köyde yemek tek başına yenmiyor zaten. Gelen giden oluyor, oturan kalkıyor, paylaşım doğal. Bazıları sofraya katılıyor, bazıları için ayrıca noodle hazırlanıyor. Odaya geçip biraz uzanayım dedim ama bu sefer kısa bir dinlenme değil, derin bir uykuya daldım. Sinek de yoktu, ortam sessizdi.

Daha önce okula bırakıp şarja taktığımız laptopu almaya gittik. Okulun önünde yaklaşık yirmi çocuk vardı. Çimlere oturmuşlar, jeneratörün sağladığı ışık altında birlikte şarkı söylüyorlardı. Bazıları sınıflarda oturmuş, sohbet ediyor ya da ödev yapıyordu.

O an hissettiğim şey netti:
huzur.

Day 278: Fiji:10 — Waya Lailai, Naboro Köyü, 3. Gün, 8 Nisan 2011


📌 Kemal’in Notu — Mart 2026
685 günlük yolculuğumun bir parçası olan bu notları yıllar sonra tekrar okuduğumda, o gün hissettiğim sadeliğin aslında ne kadar değerli olduğunu daha iyi anlıyorum. Bu içerik, sonraki ziyaretlerimle birlikte güncellendi ve bugünün bakışıyla yeniden süzüldü. Son Güncelleme: 15.03.2026