Asya’da hemen her ülkede pirinç tarlalarını görebilirsiniz, ama hiçbiri Filipinler’in Ifugao yöresindeki kadar muhteşem değildir. Engebeli dağlık olan bu bölgede dağların eteklerinde kilometrelerce uzanan pirinç tarlalarını Filipinliler dünyanın sekizinci harikası olarak adlandırıyor. Bugünkü planım işte, Batad pirinç tarlalarını görmek için kaldığım Banaue Kasabası’ndan Batad Köyü’ne gitmek.

Öğlen saatinde kalktığını öğrendiğim ve Batad’a giden kavşaktan da geçen lokal otobüse attım kendimi. Yer yoktu ama bana bir ayarladılar hemen. Herkes durmadan sorular soruyor. Bir sağa, arkamdakilere, önümdeki koltuktakilere, hepsine cevap vermeye çalışıyordum aynı anda. Nerelisin, ne zaman geldin, ne kadar kalacaksın, nereye gideceksin, neden bizim kasabaya da uğramıyorsun, arkadaşın var mı…?  Sorular bitmek bilmese de ben halimden memnundum.

Yollar çok bozuk, yol boyunca da yol yapım çalışmaları sürüyordu. Buradaki yollar asfalttan değil de betondan yapılıyor. Her taraf dağlar ve vadilerle kaplı, yağmur suları yolların çoğunu alıp götürmüş. Geçtiğimiz bir köprü henüz yeniden yapılmıştı. Bir ay önceki tayfun sonrası köprüden eser kalmamış. Hemen yolun sağı ise derin vadi, sol tarafımda ise ormanlarla kaplı yamaç. Yamaçtan sular fışkırıyor adeta, her yanda küçük şelaleler, yolun bazı noktaları dere gibi ve otobüs içerisinden sarsıla sarsıla geçiyor. Otobüs derken daha çok yarım otobüs, hani kamyondan bozma otobüsü de anımsatmıyor değildi.

45 dakika sonra kavşağa vardığımda şoföre 30 peso ödedim. Oysa 3 tekerlekli tricyclelar şoförleri 300 Peso istiyordu ve otobüs kadar da konforlu değiller. Kavşaktan Batad Köyü’ne giden patikaya saptım, patika değil adeta yol yapmışlardı, hatta yolun bazı kısmalarına beton dökülmüş. Dünkü kılavuz bana bu trekkingi anlatırken, kılavuza ihtiyaç duyduğumu, yolda kaybolabileceğimi ve başka patikalara sapabileceğimi söylemişti, tamamen yalanmış. Çok güzel patikadan, küçük çayları geçerek, bolca manzaranın fotoğrafını çekerek tepeye.

Kavşaktan Batad köyüne giden yol 8 km, çok keyifli ve bana göre zor olmayan bir yol. Tepeyi aştıktan sonra gördüğüm manzara karşısında hani ağzım açıkta kaldı. Vadinin ancak bir kısmını görebiliyordum, dağlar, dağlar ve dağlar. Sislerle kaplı yüksek dağlar ve orta yerinde erin bir vadi. Yemyeşil, yeşilin her tonu gözlerimin önündeydi.

Yol boyunca akan derelerden su şişemi doldurup doldurup içiyordum. Hani suyun lezzeti bu kadar güzel olur yani. Ne kadar süre yürüdüğümü bilmiyorum, sanırım 1,5 saat sonra Batad Köyü’ne ulaştım. Köye girmeden önce birkaç otelin reklam panolarını görmüştüm. Rita’s Home Stay Inn bana cazip gelmişti. Köy tüm manzaraya hakim bir tepenin üzerine kurulu. Köye varınca önce kaydınızı yapıyorsunuz ve gönlünüze göre de bir para bağışlıyorsunuz.

Şöyle bir etrafa göz gezdirirken Rita’s Home Stay’i görünce oraya geçtim. Şahane bir manzaraya bakan verandasında oturan homestayin sahibi Germaine ile tanıştım. 6 odalı bu küçük, temiz ve şirin homestayde 300 Peso’ya (13 TL) odayı tuttum. Misafirleri için aynı zamanda restoran hizmeti de veriyorlar. Menü şahaneydi, hemen kendime bir pizza söyledim, enfesti doğrusu.

Yemek sonrası verandada dinlenip manzaranın keyfini çıkartım. Gözünüzü ayırmanız mümkün değil. Tarlaları gezmeyi ertesi güne bıraktım. Burada görülmeye değer Tappai Şelalesi de var. Köyden, pirinç tarlalarının arasından geçip  şelaleye gidip gelmek 2 saati buluyormuş. Banaue’ye (Banawi diye okunuyor) geri dönmek için sabahtan geldiğim kavşağa geri gitmek gerektiğinden buradaki zamanımı sıkışık yaşamak istemedim ve burada 2 gece kalmaya karar verdim.

Akşama doğru, kaldığım otelde kalan bir Alman çiftle tanıştım. Onlar pirinç tarlaları ve şelaleyi gezip gelmişlerdi. Yol hikayelerimizi uzun uzun paylaştık, çok samimi ve hoş sohbetlerdi. Akşam yemek sonrası kaldığım homestayin sahibi Romeo geldi. Dedesinden kalma geleneksel Batad kulübesini (Hut) bize göstermek istedi. Seve seve kabul ettik. Hemen homestayin yanındaki kulübeden adımımızı içeri atınca büyülendik doğrusu. Belki de 10 metrekare olan bu küçük kulübe adeta bir müze gibiydi. Yıllar önce kullanılmış geleneksel çömlekler, hasırdan yapılmış sırt çantaları, kılıçlar, bıçaklar, el oyması tahta heykeller kulübenin her yanındaydı. Kulübenin ortasındaki ocakta ise hafifçe yanan bir ateş vardı. Kulübeyi nemden uzak tutmak için her zaman canlı tutuyorlarmış. Kulübenin üst tarafındaki raflarda ise harman sonrası kuruması için bırakılmış pirinç başakları vardı.

Eski geleneksel kabile hayatı, gelenekleri, seremonileri ile ilgili çokça sohbet ettik. Bu kulübede bölgeyi araştıran birkaç bilim adamı uzun süre kalmış. Alman bir antropolog 6 ay bu küçük kulübeyi kiralamış. Yine bir başka biyolog ise 3 ay burada kalmış. Yine bu kulübeyi kiralayan bir kişiye uyuması için döşek vermek istemiş, ama kişi zeminde uyuyacağım diye diretmiş ve kaldığı süre içerisinde öylece o ahşap tarihi zeminde uyumuş. Romeo çok güzel İngilizce konuşuyordu. Bize o kadar çok hikaye anlattı ki, 1 saate yakın bu asırlık kulübede, ateşin çıkarttığı dumanının havasını solumaya rağmen uzun uzun oturduk.

Tekrar verandaya dönüp bir süre daha oturduk. Etrafımızda ateş böcekleri uçuşuyordu. Çaylarımızı içtikten sonra artık uyumak zamanıydı. Gün boyu gözümü ayıramadığım, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan 2000 yıllık pirinç tarlalarını yakından görmek için yarın  vadiye ineceğim.

Day 456: Filipinler:3, Batad, 2 Kasım 2011

5 YORUMLAR

  1. Marmaris tatili düşünen tüm arkadaşlara yardımcı olmak isteriz. Tatililiniz boyunca katıla bileceğiniz bir çok aktivite hakkında bilgiler ve güncel fiyatları burada görebilirsiniz.

  2. Kemal bey, 10 şubat ta Clark a gidiyoruz. Buradan Günübirlik olarak Batad a gidebilirmiyiz. Nasıl tavsiye edersiniz. Güzel bir yazı olmuş. Kaleminize sağlık.

    • Günübirlik gidemezsiniz. Banaue’ye gitmek zaten anımsadığım kadarıyla 6-8 saati. Oradan da batad’a geçmeniz için 2 saat yolculuk etmeniz gerekiyor.

DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!