Ana Sayfa Blog Pasaport, Bürokrasi ve Yolun Önündeki Görünmez Duvarlar

Pasaport, Bürokrasi ve Yolun Önündeki Görünmez Duvarlar

23452

İnsan yola çıkarken dünyayı keşfedeceğini sanır, oysa önce kendi devletinin sınırlarını keşfeder.

Uçak bileti almak, rota çizmek kolaydır; asıl mesele, o rotayı yürüyebilmeniz için size izin verilip verilmeyeceğidir. Yıllar önce, okyanusun öte yakasında, elimdeki pasaportun süresi dolarken yaşadığım o bürokrasi labirenti, bana özgürlüğün kağıt üzerinde ne kadar kırılgan olduğunu öğretti.

Sydney’den Melbourne’e uzanan o konsolosluk koridorlarında geçen günler, sadece bir yenileme süreci değil, aynı zamanda sistemle bir inatlaşmaydı.

Belki bugün şartlar değişmiştir, teknoloji ilerlemiştir ama o koridorlardaki hava, o memurun yüzündeki ifade ve belirsizlik hissi hala tanıdık gelir. Çünkü değişmeyen tek şey, devletin vatandaşa bakışındaki o mesafeli duruş.


Özgürlük Kağıda Bağlıysa, O Özgürlük Değildir

Seyahat özgürlüğü önünde birçok engel var. Kimisi için para, kimisi için zaman. Çoğu insan için mesele cesaret değil; kaynak.

Bir uçak bileti almak, birkaç ay yolda kalabilmek, işten ve yerleşik düzenden kopabilmek başlı başına bir eşik. Dışarıdan bakıldığında “gezmek” romantik bir fikir gibi duruyor olabilir ama işin arka planında ciddi bir ekonomik gerçeklik var.

Yola çıkmadan önce en çok duyduğum cümle şuydu: “Ne güzel, özgürsün.”

Oysa özgürlük, özellikle bizim coğrafyamızda, çoğu zaman hesap kitap yaparak başlıyor. Harçlar, vergiler, uçak biletleri, sigortalar… Daha sırt çantası toplamadan masaya konulan kalemler var. Seyahat etmek bir tercih ama o tercihin bir maliyeti olduğu da inkâr edilemez.

Diyelim ki o eşiği aştınız. Birikiminizi yaptınız, işinizden ayrıldınız ya da ara verdiniz. Bu kez başka bir kapı açılıyor: Bürokrasi.

Vize başvuruları, davet mektupları, banka dökümleri… Her ülke kendi filtresini uyguluyor. Anlıyorum, her devlet sınırlarını korumak ister. Ama bu süreç, gezgin için çoğu zaman görünmez bir stres alanı yaratıyor.


Pasaport: Cebinizden Başlayan Engel

Bir de pasaport meselesi var.

Dünyanın en pahalı pasaportlarından birine sahip bir ülkenin vatandaşı olarak, seyahatin ilk adımı daha cebinizde başlıyor. Pasaport harcını ödemek tek başına yeterli değil; randevu süreci, onay, süre sınırlamaları ve yurtdışındaysanız konsolosluk prosedürleri işin içine giriyor.

Kağıt üzerinde basit görünen bir işlem, pratikte uzayıp gidebiliyor.

Şunu da söylemek gerekir: Devletler kurallarla çalışır. Konsolosluklar mevzuata göre hareket eder. Ancak uygulamanın yoruma açık olduğu noktalar da var. Aynı ülkenin iki farklı temsilciliğinde farklı deneyimler yaşayabiliyorsunuz. Bir yerde “imkânsız” denilen şey, başka bir yerde mümkün olabiliyor.

Bu da sürecin biraz kişisel, biraz da insan insana ilerlediğini düşündürüyor.


Sydney’de Red, Melbourne’de Pazarlık

Benim için seyahatin en zor kısmı uçuşlar, konaklama ya da rota planı değildi. En zor kısmı, yolun devam edip etmeyeceğine karar veren o resmi prosedürlerdi.

Elinizdeki pasaportun süresi, alabileceğiniz vize, uzatma hakkınız… Bazen özgürlüğünüz, birkaç satırlık bir yönetmeliğe bağlı kalabiliyor.

İşin ironik tarafı şu: Yola çıktığınızda sınırlar anlamını yitiriyor, insanlar ve kültürler arasındaki benzerlikler daha görünür hale geliyor. Ama o yola çıkabilmek için önce sınırların en somut haliyle yüzleşiyorsunuz. Damgalar, mühürler, süreler…

Ben yine de şuna inanıyorum: Bürokrasi yorucu olabilir ama aşılmaz değil.

Sabır istiyor, planlama istiyor ve bazen de inat.

Yeter ki insan gerçekten yolda olmak istesin. Çünkü özgürlük çoğu zaman bir karar meselesi. Geri kalanı ise detay.


En Az 6 Ay Daha “Yolda Olmak”

Day 311 – Avustralya: 56, Melbourne – 10 Haziran 2011

Hatırlıyorum, süresi Ocak 2010’da bitecek olan pasaportumu yenilemek ve yeni bordo çipli pasaport almak için Sydney Türk Konsolosluğu’na başvurduğumda talebim reddedilmişti.

Gerekçe netti: Turistik amaçla yurtdışında bulunanların pasaport süreleri uzatılamazdı.

O an, bürokrasinin cümleleriyle ilk kez yüzleşmiş değildim ama o gün fazlasıyla can sıkıcıydı. Memurun yüzündeki ifade, “Kurallar kuraldır, yoluna bak” diyordu.

Şansımı bir de Melbourne Türk Konsolosluğu’nda denemeye karar verdim. Sydney’de yaşadıklarımdan ders almıştım; daha hazırlıklıydım, daha “ikna edici” bir hikâyeyle gitmiştim. Bazen mesele haklı olmak değil, doğru anlatmaktır.

Sydney’deki görevlilere kıyasla Melbourne’dakiler daha saygılı ve daha güler yüzlüydü. 10 yıllık pasaport talep ettim. Yetkilerinin yalnızca 6 ayla sınırlı olduğunu söylediklerinde moralim yeniden düştü. Rica ettim.

Memur, bir yıl verebileceğini, daha uzun süre için Ankara’yı arayacağını söylediğinde umutlandım. Sevincim kısa sürdü.

Ankara’yı arayan görevli beni tekrar gişeye çağırdı. Yüzündeki ifadeden iyi haber gelmeyeceği belliydi. 6 aydan uzun süre verilmemesi yönünde talimat almıştı. Kafamda bir yıllık süreyi çoktan yazmışken, yine 6 ayla idare etmek zorunda kalacaktım.

O gün kendi kendime şunu düşündüm: Sanırım bizim Dışişleri, vatandaşının yurtdışında uzun süre gezmesini pek sevmiyor.

Üstelik konsolosluk uygulamalarının her yerde aynı olmadığını da deneyimlemiş oldum. Sydney’de “imkânsız” denilen şey, Melbourne’de mümkün olmuştu. İstediğim kadar olmasa da çözülmüştü. Demek ki kurallar kadar yorum da vardı işin içinde.


Tazmanya’da Nefes Almak

Pasaportumu içeri verip sonucu beklerken kendimi Tazmanya’ya atmıştım. Biraz uzaklaşmak, biraz nefes almak gerekiyordu. Bürokrasinin soğuk yüzünden sonra doğanın sıcaklığı iyi geldi.

Geri döndüğümde pasaportum cebimdeydi. Üzerinde 6 ay süre vardı.

Benim için bu, en az 6 ay daha yolda olmak demekti.

Ama bu işin matematiği basit: Pasaportun son 6 ayına girmeden yeniden kapı aşındırmak zorundasın. Yani 6 ay sonra yine bir Türk konsolosluğunun önünde sırada olacağım. Bu bir döngü.

“Seyahatin en stresli zamanı ne?” diye soranlara cevabım hazır: Tek stresim devlet babamızın kendisi.

Yol belirsizliği öğretir, ama bürokrasi sabrı öğretir. İkisi de ayrı disiplin.


Son Söz: Yolu Kendin Açarsın

Yıllar sonra geriye baktığımda görüyorum ki; o 6 aylık süre, bana dünyayı gezmekten daha fazla şey kattı. Sistemle nasıl dans edileceğini, reddedildiğinde pes etmemeyi, başka bir kapı denemeyi…

Devlet kuralları koyar, siz yolu bulursunuz.

Bazen Sydney’de kapanan kapı, Melbourne’de aralanır. Bazen Ankara’dan gelen “hayır”, sizin ısrarınızla “belki”ye dönüşür.

Önemli olan o koridordan çıkıp tekrar güneşin altına karışabilmek.

Pasaportunuzun süresi dolabilir, vizeniz reddedilebilir, kurallar değişebilir. Ama yolda olma isteğiniz sürdüğü sürece, bir yolu mutlaka bulursunuz.

Yeter ki o 6 ayı, ömür boyu sürecek bir cesarete çevirebilesiniz.

Yolda kalın. 🌍✈️


Not: Bu satırlar 2011 yılında, Melbourne’de yazılmıştı. Aradan yıllar geçti, pasaport renkleri değişti, harçlar katlandı ama konsolosluk koridorlarındaki o “belirsizlik” hissi maalesef aynı. Deneyim eski olsa da, ders hala geçerli.

1 Yorum

  1. Ahh o yeni pasaportlar yok mu! :) Onun yüzünden ilk çıktığında Hırvatistan-Karadağ sınırında fazladan 1,5 saat beklemiştim. Anlayabildiğim kadarıyla gümrük memurunun eline geçen ilk yeni Türk pasaportuydu. Sırf meraktan yarım saat inceledi ve daha sonra gümrük binasında kim varsa, bak yeni Türk pasaportu diyerek gösterdi. Günahını almayayım peşin peşin sorun yok merak etmeyin dedi de rahatladık. :)

Yoruma kapalı.