Geçen gün annem ‘Nereye kadar böyle gezeceksin?’ diye sorarken, babam ‘Neden bir iş bulup çalışmıyorsun?’ diye üstüme geliyordu. Önceki hafta gittiğim bir konserde tanıştığım bir arkadaş ise doğrudan benim bir şeylerden kaçtığımı söylüyordu. Bir şeylerden kaçtığımı veya neyi aradığımı merak edenlerin sorduğu sorularla dolu mesajlar, posta kutuma yağmur gibi yağıyor. Uzun süre yolda olan ve yerleşik yaşamayan insanlar hakkında böyle bir algı oluşabiliyor – sanki sürekli hareket etmek, normal bir hayatı reddetmek gibi geliyor herkese.
Bu satırları okuyan birçoğunuzun seyahat tutkunu olduğunu tahmin edebiliyorum. Birçoğumuz sevsek de sevmesek de bir işe sahibiz. Koca yıl çalıştıktan sonra elde edilen o kısacık izin dilimlerinde, bayramda seyranda bir yerlere kaçma hayali, rüyalarımızı süslüyor. İmkânımız elveriyorsa gidip bir veya birkaç ülke görüp yuvamıza geri dönüyoruz, ama ne zaman ki birileri bunu bir yaşam tarzı olarak yapınca, bunu da garipsemiyor değiliz.

Neden Uzun Süre Yollarda? Toplumun Yargıları
Sahi, bir insan neden uzun süre kendini oradan oraya atar ki? Ya savuracak çok parası olmalı, ya da gemileri yakmış olmalı; belki de bir şeylerden kaçıyor veya arıyordur gibi düşünceler etrafta uçuşmaya başlıyor. Çünkü gerçek dünyada –hele hele bizim gibi ülkelerde– bu biraz gerçek dışı veya anlaşılmaz kabul ediliyor. Toplumun yerleşik normları, sürekli hareketi lüks ya da kaçış olarak damgalıyor; oysa bu, aslında hayata daha derin bir dalış.
Bundan belki 5-10 yıl öncesine dönsem, ben de aynı şeyleri düşünürdüm. Yakaladığım fırsatlarda kendimi yurtdışına attığımda, evimi ve işimi fena özlüyordum. Kendini yollara vurmuş birilerini duysam, belki ben de öyle derdim: Bir şeylerden kaçıyor olmalı! O zamanlar, sistemin güvenli kollarında huzur buluyordum; şimdi ise o “güven”in aslında bir tuzak olduğunu fark ettim.


Evet, Kaçıyorum – Ama Gerçek Dünyaya Doğru!
Evet, tamamen doğru! Kesinlikle bir şeyler arıyorum ve birçok şeyden kaçıyorum. Bir önceki mesut kabul ettiğim yaşantımı reddediyorum –ki o zamanlar da çok mutluydum, trafiğin stresinden, ofis ışıklarının yapaylığından habersiz. Dünya ülkelerine, kültürlerine, insanlarına önyargılarla dolu düşüncelerden kaçıyorum. Bu önyargılar, bizi birbirimizden uzak tutan görünmez duvarlar; ben onları yıkmak için yola koyuluyorum.
Kanatlarımı açıp, önyargılardan arınmış özgür bir ruh haliyle farklı kültürleri, coğrafyaları, egzotik güzellikleri ve lezzetleri keşfetmeye çalışıyorum. Ben normal(!) addedilen dünyadan gerçek dünyaya kaçıyorum. Aslında normal(!) denilen dünya pek de normal gibi görünmüyor artık gözüme – hele ki pandemi sonrası, kırılganlığını gördükten sonra. Bu kaçış, bir teslimiyet değil; aksine, hayata tam gaz sarılmak.

Sistemin Dişlilerinden Kurtulmak: Yorucu Döngüden Özgürlüğe
Klasik bir döngü içerisinde işleyen bir ofis hayatı, ulaşım ve trafikte heba edilen yorgun ve gergin saatler, akşam veya hafta sonu saatlerini yapılması gereken işlere ayırıp bir koşuşturma havasında süren, yorucu, yıpratıcı ve gerici bir hayat. Faturalar, faturalar ve faturalar… Sistemin dişlisiyiz. Sabah alarm ziliyle uyanmak, metrobüste sıkışmak, patronun emirlerini beklemek – bu mu hayat? Ben bu dişlilerden kurtulup, kendi ritmimi yaratmak istiyorum; çünkü özgürlük, tam da bu kırılma anında başlıyor.
Bunun yerine daha keyifli ve eğlenceli bir hayatı kim istemez? İstemeyen var mı aramızda? Fiji’de şnorkelle dalmak, Avustralya’nın göbeğindeki kutsal Uluru Kayası’nı görmek, Bali’de Hindu seremonilerini bir köşeye çekilip izlemek, Mabul Adası’nda dalmak, zamanın yavaş aktığı bir coğrafyada ayağı uzatıp eşsiz doğal güzelliği izlemek, çılgın aktivitelere katılmak, uçağa binip gökyüzünden süzülmek, dünyanın en güzel denizlerinde ve plajlarında akvaryum gibi denizlerde yüzmek, çılgın partilere katılmak…
Bu anlar, ruhu besleyen hazineler; her biri, sıradanlığın zincirlerini kırıyor. Kim istemez? Hayal ederken bile kalp atışlarımız hızlanıyor.


Kimse İstemez Demeyin – Ama Cesaret Gerekiyor
Doğru ya, bunları istemeyeniniz çıkacaktır elbet, saygı duyarım. Önümüze kapılar açılsa da bunu görmeyecek veya reddedecek birilerimiz çıkar, bilinçli veya bilinçsiz. Sistemin içerisinde eridiysek, çemberin dışına çıkmaya cesaretimiz kalmadığı gibi, çıkmak isteyenleri de frenleriz. Aklımız dışında, kendimiz çemberin içerisindeysek eğer o zaman kurtulmanın yollarına bakarız, bakmalıyız da! Bu frenleme, korkudan kaynaklanıyor; çünkü değişim, konfor alanını sarsıyor. Ama bir kez dışarı adım attığınızda, geri dönüş yok – sadece büyüme var.

Hayat Kısa: Hakkıyla Yaşamak İstiyorum!
Hayat kısa ve bunu da sadece bir kere yaşarsınız. Ben dilediğim gibi bir yaşantıyı –imkân ve fırsatlarım ölçüsünde– yaşamak istiyorum. Geride bıraktığım mutlu yaşantımdansa şu anki mutlu yaşantımı tercih ediyorum. Bana “Anlat” dediklerinde delice şeyler yaptığımı anlatmak ve daha da delice şeyler yapacağımı söylemek istiyorum. Bu delilik, toplumun gözünde çılgınlık; benim içinse saf mutluluk.
Yolda olmak, yolculuk, seyahat veya dünya turu, adına her ne dersek diyelim; yola düşmek özgürlük ve hayata daha da çok yaklaşmak bana göre. Sadece artık standartlaşmış insan bakış açısının ötesinde biraz farklı bir yaşam bu. Yollarda, yalnızlığın tadını çıkarırken, evrenle bir oluyorum; rüzgar yüzümü yalarken, tüm yüklerim uçup gidiyor.
Çok zaman, birçok yerde tek başına mutluluğu tüm hücrelerimde hissettiğimde, dudaklarımın kenarında gülümsemeyle kendime ‘Şu an neredeyim ve ben ne yapıyorum?’ dediğim çok oldu; buydu yaşamak ve özgürlük. Uzun ama sıradan bir ömür yerine, kısa ama böylesi mutlu anlarla dolu kısa bir yaşamı tercih ederim. Bu anlar, sonsuzluğa bedel.


Kaçıyorum – Gülümseyen Yüzler ve Keşifler İçin!
Evet, aynen doğru, ben kaçıyorum, gerçek dünyayı yaşamak için. Şu an tekrar yollara düşmeyi dört gözle bekliyorum. Problemlerden kaçmak için değil, aşağıdaki gibi gülümseyen yüzleri görmek, farklılıkları anlamak ve yeniden kendimi ve dünyayı keşfetmek için. Her gülümseme, bir kültür köprüsü; her keşif, ruhuma yeni bir katman ekliyor. Bu yolculuk, bitmeyen bir macera – ve ben her saniyesini sonuna kadar yaşıyorum.
7 Temmuz 2012, İzmir





Sendeki amaç bende yok? Ne yapacağımı, nasıl yaşıyacağımı bilmiyorum? Mesleğimi resmen öylesine sectim?
Napacağım?
Hayat işte geldi ve gidiyor,
Gezmek gerek ve daha çok okumak,
Ama paran para olmuyor bazen de zaman,
Denk getirmek gerek ama bu seferde kalmıyor mecal.
Soruyu anlamak zor benim için. Yaşı, cinsiyet, genel yaşam durumu konusunda hiçbir bilgim yok ki bunlar önemli. Ancak yine de bazı şeyler söyleyebilirim.
Öncelikle bireysel olarak mutlu olmayı becerebilmemiz lazım. Bunun için kendimizi tanımamız ve kendimizle barışık olmamız, eksi ve artıalrımızı bilmemiz, kendimizi geliştirmemiz gerekiyor.
Bunun için çevremizdeki insanlarla iletişim kurmak, onların hikayelerini dinlemek ve içlerinden bizi geliştirecek yönlendirecek olanlarla daha çok vakit geçirmek gerekir. Bol kitap okumak, film izlemek, yürümek, spor yapmak ve aileyle vakit geçirmek iyidir.
Seyahat ise en güzel yoldur. Yol ve yolculuk insana öğretir. Bütçe varsa Balkan ülkelerinde 1 ay kesintisiz gezmeyi tavisye ederim, tek başına. Zorlamdan kasmadan, ağır ağır, hissederek acele etmeden…
Bütçe uygun değilse Türkiye’de seyahat etmek gerek. Ucuz olan konaklamaları tercih etmek en iyis, couchsurfing de tercih edilebilir. Bolca fotoğraf çekmeli ve onları arşivlemeli ve paylaşmalı. Notlar alınmalı gidilen yerler hakkında. Gidilen yerin filmini, belgeselini, kitabını sen yazsaydın napardın ? bunu düşünerek gezmeli, notlar almalı ve yolculukta, yatağa girince yastıkta akılda bunlar geçirilmeli.
Keyif alınmalı yaşamdan ve paylaşılmalı. Bolca okumalı gezi bloglarını. İlham almalı:
https://yoldaolmak.com/seyahat-rehberi
https://yoldaolmak.com/gezi-ve-seyahat-bloglari-kaynaklar.html
https://yoldaolmak.com/seyahat-icin-para-biriktirmenin-yollari.html
Blogu seyahatimin basindan bu yana takip edenler aslinda basimdan neler gectigini biliyorlar, hemen her turlu macerayi blogda yazdim. Soru hakikaten cevap vermesi zor bir soru. Sasirmak diyince korkudan, sevincten, heyecandan sasirmaksa hani gordugum bircok sey ve yasadigim bircok olay sasirticiydi.
47metreden bungee jumping yaparaken atlamdan once zihnimin o karmasasi bana gore cok sasirticiydi. Size gore? Halbuki daha birkac dakika oncesinde ne pozisyonda atlayayim diye heyecanlanirken o yukseklikten asagi bakinca ikikisilige burunmustum, biri salak ne isin var derken, digeri atla ne olacak atrtismasi beynimde suruyordu, kendimi tanidim.
Ayni saskinlik 15.000 milden Skydiving yaparkende vardi. Dunyaya o kadar yukaridan arada engel olmadan bakmak sasirticiydi. Kuslari anlamak o zaman mumkun olabilecegini ogrenmek sasirticiydi.
Filipinler Sagada’da nerdeyse 2 kmlik 2 magara arasindaki baglanti gecisini karanlikta, yalniz ve kilavuzsuz 4-5 saatte yurumek sasirtici midir sizce? Boyle bir seyi yapmaya nasil karar verdigimi dusununce sasirip kaliyorum. Olumle yuzlesme ve tanismak ilgin ve sasirticiydi. Her an olebilecegini bilmek sasiritici. Batman filmininin kahramaninin kuyunun dibine dustugunde, basinin ustunde donen yarasalar varken ne duydugunu ve ne hissettigini ondan cok daha iyi biliyorum (karanlik versiyonu).
Hic kimsenin simdiye kadar yapmadigi veya basaramadigi bir seyi hissetmenin ne demek oldugu sasirtici, zaferin egoyu nasil besledigini deneyimlemek sasiritici.
Insanlarin birbirlerinden ne kadar farkli oldugunu TV veya her yerde gorup bilmemize ragmen bunu onlarla yuzyuze deneyimlemek sasirtici, dunyadaki kultur, din, dil zenginligi karsisinda ne kadar dar kafada, onyargilarla yasadigimizi anlamak degil hissetmek sasirtici, sasirtici cunku bu farklilikalr dunyanin en guzel seyiyken, kulturleri TEKlestirme politikalarinin ne kadar kan doktugunu gormek sasirtici.
Borneo gibi tamamen orman ve jungle diye bekledigim bir adanin Kota Kinabalu sehrini Izmir’e benzetmem sasirtici. Bir yan ekvator cizgisinde, dunyanin en zengin yagmur ormanlari ve canli hayatı varken ote yanda modern ve gelismis bir sehir gormem sasirticiydi. Hem kizlari cok guzledi.
Filipinler gibi renkli ve cok guzel bir ulkenin ne kadar ihmal edildigini yok sayildigini gormek sasirticiydi.
Singapur’u Sydney’e benzetecegimi hic dusunmezdim. Laos gibi ulkenin savasa girmeden dunyada en cok bombalanan ve hala insanlarin o zamanalrdan konan mayinlar yuzunden oldugunu ogrenmek sasirticiydi.
Endonezya’nin en kadar guzel ve adrenalin ve aktivite yapialcak bir ulke oldugunu gormek sasirticiydi. Oysa tsunami, deprem ve volkanlardan dolayi orayi aciz, aclik icersinde, yikik dokuk, yalniz bir ulke olarak yillar yillar once dusunmustum. Hatta listemde bile degildi, yolda tanistigim gezginlerden ogrendigim bilgilerle Endonezya’yi kesfedince yasamak istedigim ulkelerin basinda ilk siraya yerlesmesi sasirtici oalbilir belki.
Biribirine taban tabana zit musluman, cinli, hintli, Hiristiyan ve daha 50 yil once kafa avcilari ve yamyam olan yerli kabilelerin bir ullkede nasil bir arada ysayabildiklerini Malezya’da ogrendim.
Bizde merkezi yonetimin neler yaptigini ve federasyon veya eyalet kelimesine korkarak, onyargili veya boluculukle bakilirken dunyanin hemen her yerinde bu sistemin isledigini gormek sasirtici. Bunu insnalara anlattigimda asil saskinlik onalri yuzlerindeydi, tek bir baskenti anlamiyorlardi.
Saatlerce ve saatlerce, toz toprak, is kir, toz ve a.lik icersinde trende, otobuste seyahat edebilecegimi ve bundan zevk alacagimi ogrenmek sasirticiydi. Web sitemin adini neden yolda olmak diye secmis oldugumu bu yolculuklarda anladim.
Memelektimiz insaninin duyayi gezmekte cok geri kaldigini, gezdigim ulkelerin en ucra koselerinde sayilari birkac milyonluk ulkenin insanlariyla tanistip da 2 yil boyunca memleketeten kimseyle karsilasamadigimda anladim. 75 milyon insanin sadece birkac milyonunun pasaportunun oldugunu ogrenmek sasirticiydi.
Yeni Zelanda’da daha gezimin 2. gununde 70NZ$ verip izledigim Haka dansinin bizim herhangi bir sehrimizin herhangi bir dansinin yaninda basit kaldigini ogrenip bizim bu kultur potansiyelini kullanmadigimizi bir daha fark edip bu kadar sinirlenecegimi ve o gezi boyunca suratsiz olacagimi ogrenmek sasirticiydi.
Bocek, tirtil, cekirge yemenin guzel oldugunu ogrendim, bizim yedigimiz peynirler cok mu guzel kokuyor sanki!
20 yuzyil, yoksa 21 yuzyil miydi? Elektriksiz, TVsiz, cep telefonsuz, banyosuz, derede yikanilan bir yerde yerlilerle uyumak huzur vericiymis. Insan elindekilerin kiymetini bilmedigini bir daha bir daha gosteriyor.
Yeni Zelanda’nin dunyanin en guzel yerlerinden biri oldugunu ancak orada yasamak istemedigimi farketmem kendimce sasirticiydi.
Yollara ve yolda olmaya bu kadar askla bagli oldugumu tekrar tekrar ogrenmem sasirticiydi. Ask asktir iste yolda yol, askla yola bagli olmak nedir ki!
Bu satirlar uzayip gider…
Merhaba, o kadar seyahat ettinizi mutlaka unutamadığınız yada sizi hayrete düşürecek olaylar olmuştur, görmüşsünüzdür. Bunları bizimle paylaşır mısınız?
Hayat gaye amaç hedef ay sonu beklenti sorumluluk tekdüze yaşam kredi vs. daral geliyor insana. En güzelini siz yapıyorsunuz Kemal Bey. Bence modern Evliya Çelebisiniz. İmreniyor gıpta ile takip ediyorum. Sevgiler
Merhaba tesadüfen sitenize rastladım ve sürekli incelemekteyim. Aslında sizi kıskanmadım dersen yalan olur. Gezmek insanın ruhunda var. Ne mutlu size. Başarılar dilerim…
Kimi zaman tüm planlarınızı hatta bazen tüm yaşamınızı çok basit ve üstüne düşünüLmemiş bir mutluluk olasılığıyla değiştirmektir, değişmektir seyahat. Keşke kaçış kelimesinin insanlar üzerindeki ifadesi korkaklık değil, bu şekilde cesaret anlamını yüklese herkes için…
Kemal Bey
Sitenizi gazeteden öğrendim ve hemen ilgimi çekti. Şu an tam olarak inceleyemedim işlerimden dolayı bu nedenle şimdi yazacağım konu ile ilgili çalışmalarınız varsa sorumu af ediniz lütfen…
Bir boğa burcu olarak güzel yemeklere ve güzelliklere düşkünlüğüm beni de değişik yerlere gitmeye teşvik eder hep imkanlarım ölçüsünde.
Yurt içinde tek başıma gidebilsem de yurt dışında yabancı dilimin kendi başıma seyahat etmeme yetmemesinden dolayı turlara mahkum olurum ve tabi ki bu da daha pahalıya mal olduğu gibi beni de özgür kılmıyor.
Psikolog Rehber Öğretmenim ve çalışmak zorundayım. Ancak yarı yıl tatilinde ve yaz tatilinde 2 ay gezmeye çalışıyorum az da olsa. Size sormak istediğim sizin gibi gezen insanlara yönelik grup gezileri planlıyor musunuz?
Saygılarımla…
Bize normal olarak dayatılan sistemden çıkabilmek (!) anormal olarak görülüyor, haklısınız. ‘Madem normal neden bu kadar zorlanıyoruz?’ ve ‘Neden bu kadar yoruluyoruz?’ ve ‘Buna rağmen mutlu değiliz?’ sorularını sorarak, gerçeği görmemiz gerekiyor.
Dunyanin her yerini gezmek gormek ozellikle de kizima gostermek istiyorum. Her tatil firsatini degerlendirmek istiyorum. Ama beni en cok maddi manevi yorun kismi Vize kismi. Vize almak icin dunyanin parasini harca ve aldigin vize suresi bazen sadece 10 gun ile kisitli olsun. :( Bunun icin onerebileceginiz ipuclari var midir acaba?
” Kendime ait bir gerçeği öğrenmek için, başka insanların içinden geçmeliyim” sanırım bu cümle bile tek başına, yolda olmanın ne kadar gerekli bir uğraş olduğunu anlatıyor.
Uzun süredir Facebook sayfanızdan gezilerinizi takip ediyorum. Özenmemek, kıskanmamak mümkün değil. Kendinizi anlatmış olduğunuz bu yazıdan çok etkilendim açıkcası. “Gerçek dünyayı yaşamak için kaçmak” bundan daha güzel ifade edilemezdi herhalde amacınız. Umarım bizde bir gün bu cesareti gösterebiliriz.
Sitedeki bütün yazılarınızı okudum ama kendinizi anlatan bu yazınızı en az üç kez okudum. Hayatımın her alanına dokundu bazı kelimeler. Aileyle ilişki, toplumla ilişki, yaşamla olan ilişki ve en önemlisiyse kendimizle olan o en derinlerimiz. “Ben ne yapıyorum?” ben resim yapıyorum. Hem de kendimi bildim bile. Ailem hep sordu bu kız ne yapıyor, ne yapacak, ne den resim? Arkadaşlarım bazıları cesaret edip sordular, bazıları bakışlarıyla sordu, bazıları anlamaya çalıştı, bazen de her şey bir hiç oldu… Hayatın en muhteşem duygusu resim yapabiliyor olmak ve onu hiç bırakmak istemiyor olmak. Toplumun ise en zor ve en parasız mesleği ressamlık. Hatta meslek olarak bile görülmüyor. Sabrınla, kendinle her gün sınandığın ve çaresizlikle en çok karşılaştığın üretim sancıları…
Elbet deki hüznü de unutmamak gerekiyor o da toplumumuzun en yalnız çocuğu. Öfkeli toplumun hüzünlü çocukları değil miyiz? Bende öfkeli toplumun hüzünlü çocuklarından biriyim. Bunu kabul etmek istemesem de yaşadıklarım, düşündüklerim, yapmak istediklerim, yapmaya çalıştıklarım, yapamadıklarım, hayal kırıklıklarım… ve gerçek olarak önüme gelen uyumsuz durumlar. Artık yaşım gelmiş, elimin ekmek tutması gerekiyor, sigortalı bir iş, hatta sırtımı devlete dayarsam çok daha iyi olur. Peki mutlu olacak mıyım? Peki sen ne yapmak istiyorsun sorusunu kim soracak? Bu soruyu birilerinden beklemeli miyim? Zaten hep birileri tarafından yönetilmedik mi? En çok sancıları bu nedenlerden dolayı yaşanmıyor mu? Sayısını bilmediğim kadar ailemle mesleğimden dolayı kavgalar ettik. Kırdım, kırıldım, onlarda kırdılar, kırıldılar… Ben bir ressamım, hayatımda mutlu olabildiğim tek yer tuvalin karşısı! Renkleri kim reddede bilir ki?
Yaşamın her köşesinde olan renkleri kim yok edebilir ki? Beni renkleri sevmekten kim vaz geçirebilir ki? İçten içe gelen güçlü duyguları nasıl durdurulabilinir ki? Bunlara cevap verebilseydim belki bırakırdım onu sevmeyi, onun peşinden koşmayı. Ama ondan başka hiç kimseyi ve hiç bir şeyi daha çok sevemedim. Belki kendi mi bile… Hep mutluluktan, aşktan, sevgiden bahsediliyor çok uzak diyarlardan gelecek bir mucize, bir beyaz atlı gibi. Oysa ki ben mucizenin kendisine sahibim. İnsan bildiği mutluluğu bırakmak istemesi aptallık olsa gerek. Öyle yoksulluklardan geçtim ki “herkesin birer ağzı var ne yazık ki. Konuştukça batan ağızların sayısı %50 geçiyorsa iyi niyet adı altında yapılan konuşmaları birkaç kez gözden geçirmek gerekiyor. O kadar çok öneri ve tavsiyeler de bulunuldu ki, oysaki hiç böyle bir talebim olmamıştı. Söylenenleri duydum mu hayır? Gördüm mü konuşanlar kimlerdi? Tabi ki de önemsizdi… Ama bir an yaşadım ki dört yıl önce hiç unutamadım. Konu mesleğim ve çok sevdiğim abimle yine tartışıyoruz.
Sevdiğimiz ve göze aldığımız bir yaşamı seçmiş olmak ve büyük bir mücadelenin içine girmiş olmak genelde birilerine ağır gelebiliyor. O zaman kişi kim olursa olsun savaş başlıyor. Cesaret acımasız kelimelerle okunu karşılıklı olarak fırlatır. İnsanların bir biriyle konuşma şekilleri hayli değişken oluyor. Bizim ailede de her sohbet sancılıdır ama hep iyi niyetlidir. İyi niyet acımasız kelimeleri kullanarak kendi yaptırım gücünü oluşturmaya çalışıyorsa o zaman ya dimdik durulmalı ya da boyun eğilmeli.
Elbette bu deli cesareti olan kız hiç susar mı? Abim hüznünden, benim yaşamımın yoksulluğundan, öğretmen olmamı istemesinden, yaşımın ilerliyor olmasından bağırarak bahsederken. Kısık sesle verdiğim cevaplar tatmin etmedi. Mutluyum ve mutlu olduğum mesleği yapıyorum demek ikna edici olmadı. Birçok insan için resim öğretmenlikten arta kalan zamanda yapıla bilecek bir hobidir.
Hayatımla ilgili planların bir kısmı hazırlanmış ve benim evet demem beklendi. Yarım saate yakın bir zaman diliminde öyle bunalmış ve öyle korkmuştum ki bir daha resim yapamamaktan, hayatımın elimden alınmasından, bir daha sevdiğim şehrim İstanbul’a geri gelememekten, atölyemde olamamaktan o kadar korktum ki… Gözlerimin önünden korku yüklü gemiler geçerken beni dinlemek istemeyen birisi. Ve bu birisi hayatımda en sevdiğim insan. Abim, ailem, gülüşünün bütün mevsimler kadar güzel ve coşkulu olduğunu düşündüğüm insan! Beni güzel sanatlar lisesine kendi elleriyle yazdıran ve yeteneğimin olduğuna inanan insan. Yaşadığım karmaşa ve korku içinde sadece şu cümleyi kurduğumu hatırlıyorum; “Senin ben den istediğin hayatı tercih edip, sonrasında mutsuz olup, mutsuzluğumla başa çıkamayıp intihar etmek zorunda kalırsam, bu durumla yüzleşe bilecek misin?”. Bu soru karşısında ikimizde derin ve uzun bir sessizliğe büründük. O günden sonra bir daha mesleğim hakkında benimle hiç tartışmaya girmedi. O tartışma ikimizin yaşamında hiç unutulmayacak bir iz bıraktı. Hayatımın tek bir anlamı vardı, bu kadar kolay olsaydı birilerine hiç ihtiyaç duymadan vazgeçmiş olurdum.
Neyi sevdiğimi ve neyi istediğimi biliyor olmanın mutluluğunu hiç kimse ve hiçbir şeye değişmeyecek kadar duygularımdan emin oldum. Defalarca kaybolduğumu sandım ama elimi hep biri tuttu. Siyah bir kalem!
Evet ben de acaba gezme isteğimle bu dunyayi reddetme isteğimle acaba bir şeylerden mi kaciyorum zayif miyim diye çok kez düşünmüştüm . Bu yazi bakisacima anlam katti . Gerçek dünyaya kaçma isteğimiz belki de bir icgüdüdür. Ve kaybolmak hakkında bir sey söylemek istiyorum : sadece çok kez bulunduğum gördüğüm yerlerde kaybolma hissine kapiliyorum , yeni gördüğüm yerlerde hic bir zaman kaybolma endisem olmuyor ve ruhum bütün agirligini bedenimden kaldirmis gibi hafif, özgür, ferah hissediyorum hic bilmediğim bir yerde dolasirken . Çok şey buldum yazinizda. Kocaman bir dünya kesfedilmekle bitmeyecek karis karis topraklar biziyor. Bütün heyecaninizi hissettim. Gerçek dünyada görüşmek üzere ;))