Alaçatı hakkında bilmediğiniz şeyler aslında bu şirin Ege kasabasının turistik yüzünün arkasındaki katmanlı hikâyesini anlatan detaylar. Alaçatı denildiğinde akla ilk gelen sörf, rüzgâr, taş evler ve damla sakızlı dondurma olsa da, açık konuşayım, bu mahalle çok daha derin bir geçmişe sahip. Canlı dar sokakları, cumbalı taş evleri, otantik mekanları ve tasarım dükkanlarıyla her mevsim ilginç ve güzel bir yer burası. Yaz döneminde begonvillerin süslediği sokaklar dolup taşıyor elbette, ama ben Alaçatı’yı farklı gözle görmenizi istiyorum.
Eskinin şirin Ege köyü, bugün Türkiye’nin en elit turizm noktalarından birine dönüştü. Dönüşüm hikâyesini uzun uzun anlatmayacağım, ama bu yazıda Alaçatı’nın derinliklerine ineceğiz. İzmir’e 70 kilometre uzaklıktaki bu kasaba hakkında çoğu kişinin bilmediği 12 şeyi paylaşacağım. Belki Alaçatı’ya farklı gozle bakarsınız bu detayları öğrendikten sonra.
Alaçatı Hakkında Az Bilinen 12 Şey
1. Alaçatı’nın Osmanlı Zamanında Alacaat Aşireti’nin Yaşadığı Bir Yaya-Müsellem Köyü Olduğu Biliniyor

Alaçatı’nın tarihi Osmanlı döneminde piyade ve süvari köyü olarak başlıyor. İzmir şehir merkezine yaklaşık 70 kilometre uzaklıkta, Çeşme ilçesine bağlı bir sahil beldesi olan Alaçatı, Antik dönemden bu yana kullanılan bir yerleşim yeri. Anadolu’nun batıya doğru uzanan en uç noktalarından biri olan Çeşme Yarımadası’nda Çeşme ve Urla kasabaları arasında yer alıyor. Bölge için Agrillia, Alatsata, Alacaat ve en son olarak da Alaçatı isimleri kullanıldı. Günümüzdeki ismini de Alacaat aşiretinden almış.
Alaçatı hareketli ve bazen gürültülü bir yer, bunu kabul edelim. Oteli seçerken buna dikkat etmek gerek. Benim şimdiye kadar kaldığım ve memnun kaldığım yerler arasında Kurabiye Hotel, Alura Boutique Hotel, Hay Otel ve Salbakos Otel var. Fiyatlar 2026 için ortalama 3.500-8.000 TL arasında değişiyor (sezona göre). Merkeze yakın ama sakin bir yer istiyorsanız Kurabiye Hotel’e bakın, biraz daha modern bir atmosfer istiyorsanız Hay Otel iyi seçenek.
2. Alaçatı’nın Tarihi 1850’li Yıllara Dayanıyor

Alaçatı’nın tarihi dokusu 1850’li yıllarda şekillenmeye başladı. Dönemin Osmanlı sadrazamı Alaçatı’nın güneyindeki bataklık bölgeyi kurutma emrini verince, bataklığın kurutulması ve bugünkü Hacı Memiş bölgesindeki tarlalarda çalıştırılmak için bölgeye Sakız Adası‘ndan Rum işçiler getirtilir. Yapılan drenaj kanalları sayesinde bataklık kurutulur ve limana çevrilir.
Kanal inşaatında çalışmak üzere gelen Rum işçilere limana bir kilometre içeride bir kasaba inşa etme izni verilir ve o zamanın ismiyle Agrilia, günümüzün adıyla Alaçatı kasabası doğmuş olur. Büyük toprak sahibi Türkler tarlalarını ‘imar’ edip işlemeleri koşulu ile verirler. Rumlar Alaçatı’yı imar etmişler ve bağcılığı geliştirmişler.
3. Alaçatı Limanından Sakız Adası ve Fransa’ya Şarap İhracatı Yapılıyordu

Alaçatı Limanı bir zamanlar şarap ihracatının merkezi olmuş. Alaçatı’da yerli nüfus savaşırken, Rum gençleri bağcılıkla uğraşır, zeytinliklere yardımcı olmaya başlar. Böylece yalnızca Alaçatı’nın değil, Çeşme, Karaburun ve Urla’nın da kaderi değişir. Avrupa’daki üzüm bağları bir hastalık yüzünden kullanılmaz hale gelince Avrupa’nın üzüm ve şarap ihtiyacına cevap veren bütün limanlar değerli hale gelir.
Alaçatı’nın verimli topraklarında yetişen kaliteli üzüm ve şaraplar, Alaçatı Limanı’ndan dünyaya gönderilir. O dönemde bağcılık ve buna bağlı olarak şarap üretimi, aynı zamanda zeytincilik ve zeytin yağı üretimi nedeniyle Alaçatı ekonomisi gelişir. Bugün o limanın izlerini görmek mümkün, ama açıkçası liman bugünkü halinden çok daha farklıymış.
4. Alaçatı’ya Hayran Bırakan Tarihi Taş Evler 1850-1890 Arasında İnşa Edildi

Alaçatı’nın taş evleri bölgenin en belirgin özelliği ve bu evlerin çoğu 1850-1890 yılları arasında inşa edildi. Begonviller sarkan Arnavut kaldırımlı evlerin tarihi bu döneme tekabül ediyor. 1878-1881 yıllarında iki büyük depremde Alaçatı evlerinin yüzde 80’i hasar gördü. Şimdi Alaçatı’da gördüğümüz evler deprem sonrası döneme ait.
Rum ve Osmanlı mimarisinden izler taşıyan evlerde kullanılan ve Alaçatı dokusunu kazandıran taşlar Alaçatı’nın kendi yöresel taşı. Ağırlıklı olarak bitişik, bahçeli ve iki katlı konutlardan oluşuyor. Rumlar taş evlerin zemin katlarındaki depolarda üzüm depolayıp şarap üretirlerken Türkler aynı mekanı tütün depolamak için kullandılar. Bugün bu evlerin çoğu butik otel, kafe veya restorana dönüştürülmüş durumda.
5. Geçmişte Alaçatı’daki Baskın Nüfusu Rumlar Oluşturuyordu

Alaçatı nüfusu 1800’lerin sonuna kadar çok farklı bir yapıya sahipmiş. O dönemde Alaçatı ve Çeşme’nin nüfusu yaklaşık 45 bin kişiydi ve bunun 40 bini Rum’du. Bugün Alaçatı nüfusu 10 bin civarında. Yazın bu rakam 80 bini buluyor, ki bu da kasabanın neden bu kadar kalabalık olduğunu açıklıyor.
Balkan Savaşı sırasında bölgeye çok sayıda Müslüman göçmen gelir ve birçok Rum bölgeden ayrılır. 1919’da Rumlar Yunan işgali sırasında geri döner ama 1922’deki mübadele sonrası Türkler tekrar ağırlık kazanır. Kavala, Selanik, İstanköy ve Girit’ten gelen Türkler, Arnavut ve Boşnak göçmenler Alaçatı’ya yerleştirilir. Bu karışık geçmiş bugün Alaçatı’nın kozmopolit atmosferine yansımış durumda.
6. Üzüm Bağlarının Yerini Tütün Tarlaları Aldı

Alaçatı’nın ekonomik hikâyesi mübadele sonrası dramatik şekilde değişti. Alaçatı’da mübadele sonrası yaşam zorlaşır. Şaraptan anlamayan göçmenler bağları söker ve yerine tütün eker, hayvancılık yapmaya çalışılır. Bu iki geçim kaynağı da Rumların bağcılığı ve şarapçılığı kadar başarılı olamaz. Türk halkı alışık olduğu tütüncülüğü ancak 1930’larda Alaçatı’nın en önemli sektörü haline getirmeyi başarır.
1950’li yıllardan itibaren tütüne dayalı ekonominin zayıflamaya başlaması ile Alaçatı insanı İzmir’e göç eder. 2000’li yıllarda Alaçatı’nın İstanbullularca keşfedilmesiyle kaderi tekrar değişir. Alaçatı, İstanbulluların yatırımlarıyla markalaşma yönündeki ilk adımlarını bu dönemde atar. Bugün tütün tarlaları yerini villas ve butik otellere bırakmış durumda.
7. Alaçatı Kasaba Merkezinin Denize Kıyısı Yok

Alaçatı’nın konumu hakkında çoğu kişinin yanıldığı bir nokta var: Kasaba merkezinin denize kıyısı yok. Antik dönemden bu yana yerleşimin devam ettiği Alaçatı kasabası güneyindeki Alaçatı Körfezi ile kuzeyindeki Ilıca Koyu’nun tam ortasında kurulmuş. Alaçatı’yı görmemiş birçok kişi kasabayı deniz kenarında sanıyor, oysa merkez denizden yaklaşık 2-3 kilometre içeride.
Alaçatı’ya ilk kez gelen arkadaşlarımın çoğu bunu şaşırıyor. Merkezdeki taş evli sokaklar çok güzel ama denize gitmek için arabayla veya bisikletle gitmeniz gerekiyor. En popüler plaj olan Ilıca Plajı merkeze 4 kilometre, Alaçatı Surf Beach (Yumru Koyu) ise 5 kilometre uzaklıkta.
8. Alaçatı, Tarihi Dokusunun Bozulmaması İçin 2006’da Kentsel Sit Alanı İlan Edildi

Alaçatı sit alanı statüsü bölgenin korunmasını sağlıyor. Alaçatı’nın taş evleri, Rum ve Osmanlı mimarisinden izler taşıyor. Tarihi yapıların aslına uygun biçimde restore edilerek restoran, kafe ve butik otellere dönüştürüldüğü bölge kentsel SİT alanı koruması altında. Temmuz 2006 tarihinde geleneksel doku içindeki üç mahallede yer alan 1763 adet yapı kayda geçirildi.
Bu koruma sayesinde Alaçatı’nın karakteristik dokusu korunmuş durumda. Yeni yapılar eski evlerin mimari tarzına uygun şekilde inşa ediliyor. Bu da bölgenin otantik havasını korumasını sağlıyor, ancak açıkçası bazı restorasyonlar biraz fazla modern kaçmış bence.
9. Alaçatı’nın Arnavut Kaldırımlı Sokakları ve Taş Evleri Sıcaktan Kurtulmak İçin Kuzey-Güney Yönünde Düzenlenmiş

Alaçatı sokakları tesadüfen bu şekilde düzenlenmemiş. Alaçatı’nın tarihi yerleşim dokusu, bitişik inşa edilmiş iki katlı Türk ve Rum mimari tarzlarındaki yapılardan oluşuyor. Yöresel taş kullanılarak yapılmış yığma taş yapılar, dar sokaklar ve yel değirmenlerinden oluşan kendine has bir atmosfere sahip. Sokaklar güneşi az, rüzgarı ise bol alacak şekilde kuzey-güney yönünde planlanmış.
Bu akıllı planlama sayesinde yazın bile sokaklar nispeten serin kalıyor. Ege’nin sıcak yazlarında bu detay çok önemli. Özellikle öğle saatlerinde dar sokaklarda gölgede yürüyebilmek büyük avantaj. Ancak bu dar sokaklar yazın kalabalık oluyor, sabah erken saatlerde gezmenizi öneririm.
10. Alaçatı, Rüzgâr Sayesinde Dünyanın En İyi İlk Üç Windsurf Merkezi Arasında Yer Alıyor

Alaçatı sörf bölgenin asıl ününü getiren şey. 1995’lerde sörf sporuna uygun bir yer olduğunun keşfedilen Alaçatı, yılda 330’u aşan rüzgarlı gün sayısıyla dünyanın en önemli rüzgar sörfü merkezlerinden biri. Bana göre Alaçatı’nın karakterini en iyi yansıtan şey de bu rüzgâr aslında.
Son yıllarda Dünya ve Avrupa Windsurf Şampiyonalarına ev sahipliği yapması ve yeni sörf merkezlerinin açılmasıyla Alaçatı rüzgarının ünü giderek arttı. Alaçatı merkeze birkaç kilometre güneyinde yer alan Yumru Koyu, windsurf, kitesurf, yelken gibi birçok ekstrem su sporu için biçilmiş kaftan.
Sörf dersi almak isteyenlere şunu söyleyeyim: 2026 fiyatları ortalama 1.500-2.500 TL arasında (2 saatlik ders için). ASPC, Freeride ve Surf Club Alaçatı popüler seçenekler arasında. Kullanıcılar özellikle eğitmenlerin deneyimini ve sabırlarını övüyor, ama ekipmanların bazılarının biraz eski olduğunu belirtiyorlar açıkçası.
11. Türkiye’de Sadece Alaçatı’da Yetişen Damla Sakızı

Alaçatı damla sakızı bölgenin en özel ürünlerinden biri. Damla sakızı ağaçları dünyada ender bulunan bir bitki. Dünyada sadece Sakız Adası’nın güneyinde yetişen mastika ağacı Türkiye’de sadece Alaçatı’da yetişiyor. Sayıları 300’ü geçmeyen bu ağaçlar Çeşme Belediyesi’nin koruması altında.
Bu ağaçlardan lezzetli aromasıyla sakız reçeli ve eşsiz sakız rakısı yapılıyor. Sakız rakısı meraklısıysanız mutlaka deneyin, ancak fiyatlar biraz yüksek: 2026’da 350-500 ml’lik bir şişe ortalama 800-1.200 TL civarında. Paşa Rakı ve Efe Rakı markalarının sakız rakıları popüler. Sakız reçeli ise 200 gramlık kavanoz 250-400 TL arasında değişiyor. Alaçatı pazarında veya Agrilia Evi gibi yerel ürün satan dükkanlardan alabilirsiniz.
12. Türkiye’nin İlk Rüzgar Enerji Santrali Alaçatı’nın Germiyan Köyü’nde 1998’de Kuruldu

Alaçatı rüzgar enerji santrali Türkiye’nin yenilenebilir enerji serüveninin başlangıcı. İzmir otoyolundan Çeşme’ye doğru gelirken, önce Karaköy sırtlarında, sonra Alaçatı çıkışından hemen önce sağ tarafta yenilenebilir enerji olarak bilinen günümüzün en değerli elektrik üretim türbinleri görülüyor.
Türkiye’nin ilk rüzgar enerji santralinin kurulduğu Çeşme’nin Germiyan Köyü, köy hayatı ve köy kültürünün sıcaklığını özleyenlerin görmesi gereken bir yer. Germiyan Çeşme’ye bağlı bir mahalle ve Türkiye’de Slow Food (Yavaş Gıda) hareketine katılan ilk yerleşim yeri aynı zamanda. Alaçatı’nın kalabalığından kaçmak istiyorsanız Germiyan’a uğrayın, merkeze sadece 8-10 kilometre uzaklıkta ve çok daha sakin.
Alaçatı, antik çağlara kadar uzanan geçmişi ve mimari dokusunun yanı sıra renkli festivalleri, rüzgarın dans ettiği sokakları ve sörf yapılacak eşsiz plajları ile her geçen gün daha da renkleniyor. Şirin sokaklarını gezerken, bölgenin kültürü ve geçmişini bilerek adım atmanın yarattığı hazzı hissedin. Alaçatı’ya gitmeden önce bu 12 detayı bilmek, bence gezinizi çok daha anlamlı hale getirecek. Açık konuşayım, Alaçatı artık keşfedilmemiş değil ve yazın çok kalabalık oluyor, ama hâlâ özel bir yer.




