The Pinnacles yürüyüşüne katılmak için Mulu National Park ofisine geçtik. Robert ve eşi ise, Marudi kasabasında yapılacak olan Baram Regatta kano yarışlarında yarışmak için yarın kayıklarıyla ayrılacaklar. Yüzyıllardır birbirinin kafatasını avlamış olan kabileler arası barışı inşa etmek için, 100 yıldır, her 2 yılda bir yapılıyor bu yarışlar. Sarawak’ta yaşayan kabilelerin yanında ayrıca Brunei’den de gelen yarışma grupları var. Robert da Mulu’yu temsil edecek kanonun kürekçilerinden biri.

Çantamızı girişteki güvenlik ofisine bırakıp, ana ofise geçtik. Bugün planlanan yürüyüşümüzü yapamayacağımızı öğrenince şaşırdık. The Pinnacles Trekkinginin yapılabilmesi için en az 3 başvuru olması gerekiyormuş. Bugün için, bizden başka herhangi başka bir talep olmayınca aktivite iptal edilmiş. Bize yarın bir grup olduğunu ve onlara katılabileceğimizi söylediler. Elimizden bir şey gelmez tabi, sorun da değil hani. Çantalarımızı alıp 2 gün kaldığımız Robert’ın evine geri döndüğümüzde bizi kapıda görünce şaşırdılar. Bir gece daha kalmak istediğimizi iletince, sorun olmadığını bu gece kalabileceğimizi, ancak yarın köyden ayrılacaklarını söylediler.

Bize de, trekking sonrası geri döndüğümüzde kalabileceğimiz bir hostelden yerlerimizi ayırttık. Gün içerisinde çokça birikmiş olan fotoğraflarımızı editleyerek, dinlenerek, film izleyerek geçirdik. Akşam saat 4 gibi Bats Observatory’e doğru yürümeye başladık. Dün 1 saat kadar beklemiş ancak görememiştik. 45 dakikalık bir yürüyüşle yarasa izleme noktasına gelip yerimizi aldık.

Çok geçmeden yüzlerce kişi heyecanla yarasaların dışarı çıkmasını bekliyorduk. İzlemeye gelen çok sayıda kişi kocaman kameralar ve objektiflerin bağlı olduğu tripodlarını kurmuş, anı görüntülemeye çoktan hazırlanmışlardı. Çok geçmeden kalabalıktan yükselen heyecan ve şaşırma sesleriyle birlikte başımı yukarıya kaldırdığımda, ilk yarasa grubunun gökyüzünde yılan gibi süzüldüğünü görme anı benim için unutulmazdı.

Güneş ufuk çizgisine yaklaşıp gün batarken, binlerce, belki de milyonlarca yarasa öbek öbek gökyüzünde süzülmeye başladı. Mağara ana girişinden, diğer başka küçük mağara çıkışlarından siyah karaltılar halinde, kuş cıvıltısını andıran sesleriyle gökyüzünde dalgalanarak uçup gözden kayboluyorlardı. Bir grup gidiyor, onu birkaç saniye veya birkaç dakika ile diğer bir grup takip ediyordu. Gökyüzünde oluşturdukları şekiller, kıvrımlar ve dalgalanmaları görüp de heyecanlanmamak mümkün değil.

Hem ana park ofisinde hem de bu kafeteryadaki LCD ekrandan canlı olarak yarasaların mağara ağzından çıkışlarını gösteren canlı yayın var. Ayrıca Park ofisindeki LCD’den, mağara içerisine yerleştirilmiş birkaç infrared kameradan, yarasaların içerideki yaşamını canlı izleyebiliyorsunuz.

Yarasa izleme noktasında 1 saat kadar oturup çok sayıda fotoğraf ve video çektik. Biz oradan ayrıldığımızda hala öbekler halinde mağaradan çıkışlarını sürdürüyorlardı. Onlar için artık beslenme saatiydi, orman içerisine yayılıp karınlarını bir güzel doyuruyorlar. Her bir yarasa bu beslenme saatinde 5 ile 10 gram arasında böcek avlıyor. Bu eşsiz ekosistem sayılamayacak kadar çok böcek ve onların avcıları için inanılmaz bir ortam.

50 metre deniz seviyesinden yüksekte bulunan, 52 bin hektarlık Ekvatoral yağmur ormanları ile kaplı Mulu National Parkı’nda ayrıca yüksekliği ise 2.377 metreye ulaşan Mulu Dağı bulunuyor. Bu yükseklik farkı, buna bağlı iklim farklılığı yaratıyor. Park ofisi seviyesinde hava sıcaklığı 19-34 derece arasında seyrederken, Mulu Dağı çevresindeki sıcaklık ise 10 derecenin altında, maksimum 20 dereceyi olarak seyrediyor. Bu iklim farklılıkları altında, alüvyonlu, kum ve kireçtaşından oluşan toprağın 40 milyon yılda aşınmasıyla oluşmuş mağaralar ve verimli topraklar yine çok çeşitli canlı hayatını da birlikte getirmiş.

Nemli ve sıcak hava binlerce türlü Fern’in (Eğrelti otu) yetişmesine, çiçekli bitkilere, yosunlara ve bunların içerisinde yaşayan inanılmaz çeşitlikte canlı hayatına imkan sağlıyor. 170 çeşit yabani orkide türü içerisinde, ayrıca terlik orkide olarak bilinen, kendisini ziyaret eden böcekleri avlayıp sindiren orkide türü de yine bu park içerisinde bulunuyor. 27 çeşit yarasa türü, uzun kuyruklu makak maymunu, sakallı domuz, gibbon, sincap, köpek gibi havlayan cüce geyikler, sadece Güney Asya’da yaşayan güneş ayısı gibi çok çeşitlilikte türlere ev sahipliği yapıyor. 1977–1978 yılları arasında 100’den fazla bilim adamı bu bölgede 15 ayı aşkın araştırmalarda bulunmuş.

Borneo dünyanın 3. En büyük adası ve bu park bölgesinde uzunluklarının toplamı 350 kilometreyi bulan birbirlerine mağaralar bulunuyor. Bu mağara zincirlerinin bazıları, yeryüzünde sadece burada yaşayan yarasalara, kuşlara, sürüngenlere, balıklara ve böceklere ev sahipliği yapıyor. Dünya yer yüzeyinin sadece %2’sini kaplayan yağmur ormanlarının bir bölümü Borneo Adası’nda bulunuyor ve bu küçücük dilim, dünyadaki tüm canlı hayatının %50’sine ev sahipliği yapıyor! Bu yağmur ormanlarının 1 hektarlık alanında 480 ağaç türü bulunurken, tek bir çalılık alanında bile İngiltere adasındakinden daha çok çeşitlilikte karınca türü bulunuyor. Mulu Parkının ne kadar farklı ve dikkate değer bir yer olduğu buradan da kolayca anlaşılıyor.

Tüm bu canlı hayatının çeşitliliği milyonlarca yıl önce Borneo’nun bu bölümü hala sular altındayken şekillenmeye başlamış. Kum ve kalkerden oluşan yapı zamanla sularla eriyerek, yüzey alanının derininde karadan kopmuş ve kıtalar hareketiyle günümüzdeki yerine ulaşmış. Kıta hareketleriyle yeryüzünün günümüzdeki hali oluşurken, Anadolu, İran, İspanya ile Batı Himalayaların içerisinde bulunduğu kara parçasının, Endonezya’nın Sumatra Adası, Malezya ve Borneo ile aynı kara parçası üzerinde olduğunu parkın ana ofisindeki bilgilendirme müzesinde öğrenmiş oldum. Düşünün bir kere, dünyanın diğer ucundaki bu inanılmaz ada ile bir zamanlar Anadolu’nun komşuymuşuz!

Şiddetli yağmurlar ve güçlü nehirler karayı erozyona uğratarak şekillendirerek The Pinnacles gibi ilginç kaya parçalarını, çok çeşitli kum ve toprak oluşumlarını ve bundan beslenerek oluşan bitki çeşitlerini yaratmış. Bölgedeki su miktarı da karanın yüksekliğine göre çeşitlilik gösteriyor. Deniz seviyesinden 30 metre yüksekliğindeki yağmur miktarıyla 1600 metrelerdeki Mulu dağı eteklerindeki yağmur miktarı arasında bile çok fark var.

Bu farklılıklar çeşitli bitki ve canlı hayatını da beraberinde getirmiş. Tabi böylesine zengin canlı yaşamının olduğu bir yer, zamanla çok sayıda kabileye de yurt olmuş. Bu yağmur ormanlarında kuzeyinde Lun Bawang, Murut and Iban kabileleri, güney doğusunda ise Berawan ve bazı göçebe Penan’lar binlerce yıldır yaşamış. İşte tüm bu zenginliklerinden dolayı 2000 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine girmiş. Yarın bizi dolu dolu bir gün bekliyor, ertesinde ise zorlu bir trekking.

Day 418: Borneo:6 Mulu, Borneo 26 Eylül 2011

DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!