Güzel manzaralı çadırımızda uyanıp, hemen yakınımızdaki patlak su borusundan sızan suyla elimizi yüzümüzü yıkayıp kahvaltı için şehre indik. Kahvaltı sonrası kalabalığın arasına karışıp final yarışmalarını izledik. Nehrin aşağı kısmından baişlayan yarışmada kürekçiler tüm güçleri ile tempolu bağırışlarla küreklere yüklenmişlerdi. Taraftarı olduğumuz Mulu kanosu yarışmada ancak 4. gelebildi.

Öğlen yemeğinde, dün verdiğim kan ve idrar tahlil sonuçlarını da beraberinde getiren Nancy ve çocukları yine bize eşlik etti. Sonuçlar temiz, herhangi bir sorun yok, gezmeye devam. Nancy bana hediye olarak el yapımı kabilelerin kaftası avında kullandıkları kılıçtan getirdi. Dün güzellik yarışmasını izlerken, çocukları birkaç defa tuvalete ve içecek almaya götürmüştüm. Sanırım bunu düşünerekten incelik gösterip hediye vermeyi düşündü. Savaş aletlerini pek sevmesem de hediyemi teşekkür ederek aldım. Bununla seyahat etmek zür olacak. Çantaya sığması zor, kırılgan ve keskin. Hem ülke girişlerinde sormazlar mı ne diye yanında bu kılçla geziyorsun? diye! Bir yolunu bulup memlekete göndermeli.

Kupa töreni sonrası yarışlar bugün sona ereceğinden ulaşımda bir sıkıntı yaşamamak için ben ayrılmaya karar verdim. Arkadaşım Farid ise Toyota sergisinde tanıştığı arkadaşları ile akşam saatinde kara yolu ile gelecek. Sırtımda küçük sırtçantam elimde parang (geleneksel Sarawak bıçağı) hızlı adımlarla iskeleye vardım. Vardığımda bot hareket etmek üzereydi ve limitinin üzerinde doluydu bile, oturacak yer yoktu.

Bir sonraki botu bekleyip 1-2 saat zaman kaybedip, üstelik hareket edinceye kadar fırın gibi olan içerisinde beklemektense gitmeye karar verdim. Çıktm botun üzerine, çantaların kontuğu bagaj alanı gibi bir yere yerleştim. Sarongumu güneşten korunmak için başıma arap usulü sardım. Bu defa tek “monyet puti” olarak elimde parang, başımda sarong, yakıcı güneşin altında kah nehri ve çevreyi izleyerek kah kulaklığımı takıp müzik dinleyip, uyuyarak, 3 saatlik bir yolculuktan sonra Miri iskelesine vardım.

Miri iskelesinden ana yola kadar yürüdüm. Doğrusu Miri’nin hangi yönde olduğunu da anlayamamıştım. Önce yolun karşısına, sonra telefonumdan google mapi kullanıp yolun diğer tarafına geçip otostop yaptım. İçi eşyalarla dolu bir minibüs beni aldı. İngilizceleri neredeyse hiç olmayan şöför ve yanındakine Miri demem yeterli oldu. Hani elimdeki kılıca da yan gözle aada bakmıyorlardı değil. Ben olsam ben de garipserdim.

Beni  şehrin dışındaki bir alışveriş merkezinin otobüs durağında indirdiler ve hemen arkamızda olan otobüse geçmemi söylediler. Yarım saat sonra şehir merkezindeydim. Yolda karşılaştığım biri parangı nereden ve kaça aldığımı öğrenmek istedi, aynı şekilde botla gelirken de bana sorulan tek soru kaça aldığım olmuştu. Hediye olduğunu söyleyince, şehirde onunla öyle gezmememi tavsiye etti. Ne yapabilirdim ki? Omuzuma atıp, sırtçantalarımızın olduğu The Highlands Hostelime geçtim. Şansızlığıma onlar da tadilata girdiklerinden önce kendi sırtçantamı alıp yakınlardaki başka bir otele geçtim, sonrasında da arkadaşım Farid’in sırtçantasını taşıdım. Parangı orada gazetelere sardım. Çok zaman geçmeden de Farid otele vardı. Yollar çok bozuk ve kalabalıkmış. Çok sayıda aracın dönüş yolunda olmasından dolayı bozuk yollardan yükselen tozlar neredeyse görüşü sıfırladığından yavaş gitmek zorunda kalmışlar.

Mulu’dan Miri’ye döndüğümüzde havalimanından Sabah Eyaleti’nin başkenti Kota Kinabalu’ya gitmek için biletimizi almıştık. Yarın Sarawak Miri şehrinden, Sabah’ın Kota Kinebalu şehrine geçeceğiz.

Day 424: Borneo:12  Miri, 2 Ekim 2011

DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!