Safevi Devleti, 16. yüzyılın başında Şah İsmail tarafından kurulmuştur. Bu hanedanın en dikkate değer hükümdarı Şah Abbas’tır. Zor şartlar altında tahta oturan Şah Abbas, içte merkezi otoriteyi sağlayıp modern bir ordu teşkil ederek batı ve doğu sınırındaki düşmanları etkisiz hale getirmiş, ardından uyguladığı başarılı reformlarla Safevi Devleti’nin en parlak devrini oluşturmuştur.

Şah Abbas, ziraatın, zanaatın ve ticaretin gelişmesi için yoğun çana harcamıştı. Su şebekelerini onartmış, otlak ve çayıra dönüşen arazileri tekrar ektirip tarıma açtırmıştı. Arpa, buğday ve pirinç ekimini teşvik etmişti.

Isfahan-iran-gezginler

Sherley Kardeşler tarımdaki gelişmeye bizzat tanık olmuşlar ve seyahatnamelerinde bunu şöyle belirtmişlerdir: “İran’da her türlü meyve yetişmektedir. Çok büyük buğday tarlaları (stokları) var. Bu yüzden ekmek ucuz. Yiyecek maddelerinin fiyatları da çok iyi düzeyde. En çok yedikleri şey pirinç.”

Yine Şah Abbas zamanında İran’ı ziyaret eden Portekizli seyyah Teixeira, ekmek, et, taze ve kurutulmuş meyvelerin İran’ın tüm bölgelerinde bolca bulunduğunu ve fiyatlarının da ortalama düzeyde olduğunu söylemektedir.

İtalyan seyyah Della Valle de 1617 yılında İran’a ilk geldiğinde ülkeyi şöyle tasvir ediyordu: “Ülke huzurlu, coğrafyası muhteşem, asayiş iyi, yoğun bir nüfus var, çadıra gerek yok çünkü her yerde yolcular için yapılmış kervansaraylar var, topraklar ekiliyor, nar, elma ve üzüm gibi meyveler bol. İran halkı kibar ve nazik. Özellikle yabancılara karşı çok inceler. Müslüman olmalarına rağmen rahatlıkla şarap içiyorlar. Orduda, sarayda, kırsalda Türkçe konuşuluyor. Türkçe konuşan İranlı kadınlar var. Türkçe, Farsça’yı da etkilemiş. Her tarafta Türkçe konuşulmasının sebebi Kızılbaşların Türk olması. Ülkedeki soyluların çoğu da Türk. Dillerini iyi muhafaza etmişler. Hatta Şah bile Türkçe konuşuyor.”

Sheikh-Lutf-Allah-Mosque

Oruç Bey Bayat, seyahatnamesinde sosyal hayatla ilgili şu kıymetli bilgileri vermektedir: “İran’ın ekilen arazilerin çoğunda yetiştirilen ürünler bol mahsul vermektedir. Bunların en başta gelenleri buğday, arpa ve pirinçtir. Göl ve nehir kıyılarında çok sayıda su değirmeni vardır. Kasaplarda satılan etler genelde dana ve koyun etidir. İran’da orman hayvanları ile yabani hayvanlar, at, tavşan, keklik ve diğer yabani kuşlar çok fazladır. Ama İran’da tavşanı yemezler. Eti daha çok rağbet gören geyik de bol miktarda bulunur. İran’daki evlerin çoğu taştan olmakla beraber birçok ahşap ev de vardır. Ama hepsinin çatısı teraslıdır ve çoğunun bahçesi vardır. Hastalıkları tedavi ederken bitkileri kullanırlar. Halkın batıl inançlara meyli bir hayli fazladır ve bu sebeple müneccimlere düşkündürler.

Ölü gömme adetleri diğer Müslümanlara göre farklıdır. Önemli biri öldüğünde hizmetçileri cenazenin önünde bellerine kadar çıplak ve derisi kazınmak suretiyle sağ kolları yaralı şekilde yürür ve ölen adamın oğulları da aynı şeyi yapmak zorundadır. Halatlarla bağlı çok sayıda insan cenaze arabasını çeker ve bu kişiler aynı zamanda yüksek sesle dua eder, ayet okurlar ve Hz Peygamber’den ricalarda bulunurlar. Bunların önünde omuzlarında süslenmiş kürsüler taşıyan ikişerli sıralanmış yirmi tane genç, Kuran okuyarak ilerlerler. Bunların da önünde birkaç kişi, renkli kağıt ve şeritler asılı ağaç ve dallar ile mevsim meyveleri taşıyarak yürürler. Ölünün sağlığında sahip olduğu tüm atlar da eyerleniş ve ölünün sağlığında savaşlarda kullandığı silahları ile kazandığı ganimetleri taşır vaziyette her biri bir seyisin kontrolünde olmak üzere cenaze kortejinde yürür. Seyisler de bellerine kadar çıplak ve omuzlarından kan akacak şekilde kendi kendilerini yaralamış vaziyettedirler. Ölünün yıkanacağı yere kadar bu vaziyette yürünür. Daha sonra ölü yıkanır ve güzel bir beze sarılır (kefenlenir). Bu işlemden sonra fakirlere yemek dağıtılır. Son olarak kabristana götürülen cenaze toprağa verilir. Tam bir yıl sonra da ölünün akrabaları kabristana gidip, Kuran okur ve dua ederler.”

Imam-Meydani-Sah-Meydani

Orta ve Batı İran’ı gören ve bir süre Şah Abbas’ın himayesinde bulunan Della Valle, seyahatnamesinde halkın yaşayışı ile ilgili gözlemlerini aktarırken Hemedan’da katıldığı bir yemeği şöyle tasvir etmektedir: “İki hizmetkâr, et ve pirinçten yapılmış, her biri farklı lezzette ve çeşitli baharatlar katılmış sekiz tabak pilav getirdi. Sofrada tahta kaşık olmasına rağmen biz Avrupalılar dışında kullanan olmadı. İranlılar yemek yerken daima parmaklarını ve ellerini kullanıyor. Parmaklarını ustaca büküp kaşık gibi hareket ettiriyorlar. Pilavdan sonra ise ellerimizi yıkamak için ılık bir su getirildi.”

Yrd. Doç. Dr. Cihat Aydoğmuşoğlu  (Ankara Üni.)

Şah Abbas (1587-1629) Devrinde İran’da Sosyal ve Kültürel Hayat

3 YORUMLAR

  1. Şah Abbas’ın şehircilik anlayışı ile o tarihte bu şehir yaratılmış. Şimdiki şehir planlamacıları ve mimarlar biraz dersini çalışmak için Şah Abbas’ın vizyonunu öğrenmeli ve anlamalı. Sonra da yaptıkalrına bakıp utanmalı.

DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!