Dünkü dalış sonrasında uğradığım bir acenteden bir bot turu satın almıştım (600 Peso). Sabah 8:30 gibi acentede beklerken dün birlikte dalışa gittiğimiz Brezilyalı Eduardo ile karşılaştım. Bot turuna katılacağımı söyleyince otele dönüp çantasını kaptığı gibi gelip bana katıldı. 10 kişi kadar bir turist grubu olarak bota doluştuk. İlk durağımız Kayangan Lake.

Coron’un dalış için güzel bir yer olduğunu okumuştum ama böylesine güzel yerlere sahip olduğunu bilmiyordum. Coron kasabasından ayrılıp, gökyüzüne doğru zikzaklar çizerek yükselmiş üzeri ormanla kaplı dağlara doğru gidiyorduk. Ancak dağa yaklaşınca kayaların arasında geçitler olduğunu görünce bir çoğumuz hemen kameralarına davrandı.

Manzara karşısında herkes heyecanlıydı. Sarp kayalıkların arasındaki boğazlardan geçip, kıyıya yanaşmış onlarca teknelerin arkasında bir yerde teknemiz demir attı. Diğer teknelerin içerisinden geçerek karaya çıktık. İlk aklıma gelen neden çadırımı alıp getirip burada kalıyorum ki oldu.

Kayangan Gölü, Coron’da en çok ziyaret alan yer, Filipinlerin en temiz gölü olarak biliniyor. Türkuaz renkli okyanus, ormanla kaplı birbirinden ilginç limestone kayaları, kristal berraklığında, 10 metreye kadar zemini görülebilen suyuyla ziyaretçilerle dolup taşıyor. Blue Lagoon olarak da bilinen Kayangan Gölü’ne girmek için 200P giriş ücreti ödeniyor. Bizim altığımız tekne turuna dahil edilmişti bu fiyat.

Tepeye doğru çıkan basamakları tırmanmaya başladık, fotoğraf çekmeden duramıyoruz. Kalabalık turist grupları var. Çevrede çok sayıda lüks resort var. Onlar müşterilerini alıp getirmişler. Çoğunluk Çinli, Koreli ve Japonlardan oluşuyor. Gördüğüm kadarıyla Korelilerin Filipinlere fazlaca bir ilgisi var.

Tepeye ulaşınca ağaç dallarının arasından görünen yeşilimsi göl manzarası karşısında ağzımız açık kaldı.  Geriye dönüp baktığımda Blue Lagoon’un maviliği ve çevresinde gri kayalıkları görürken önümde ise yeşil-mavi  ışıltısıyla Kayangan Gölü duruyordu.

Kiraladığımız şnorkelleri taktığımız gibi kendimizi gölün serin sularına bıraktık. Gölün suyu berrak, balıkları rahatlıkla görebiliyorsunuz. 1 saat kadar Kayangan Gölü’nde keyifli zaman geçirdikten sonra teknemize döndük. Ayrılması zor oldu.

Vivien Beach adında sarp  kireçtaşı kayalarının hemen beyaz kumlara sahip küçük bir plajda öğlen yemeği molası verdik. Pirinç, balık, tavuk yanında ıstakoz bile vardı. Mango, papaya, muz ikram edildi. Vivien Beach’te biraz yüzüp dinlendikten sonra Twin Peaks olarak adlandırılan yerde şnorkelle dalış için mola verdik.

Etrafımızda yüzlerce balık var. Twin Lagoon olarak adlandırılan yerde yine mola verip snorkeling yaptık. Buradaki mercan resifleri daha iyi durumda. Teknemizin çevresini belki binlerce rengarenk balıklar sardı.

Son olarak geçtiğimiz Banol Beach için diyebilirim ki şu ana kadar gezimde gördüğüm en güzel plajlar listesinde kesinlikle yer alacaktır. Küçük bir plaj. Neredeyse un gibi bembeyaz kumları var. Plajı çevreleyen gri, siyahımtırak kayalar ve ormanla iç içe. Bir ara plajda uyurken duyduğum sese dikkate kesildim. Kurumuş yaprakların arasında bir şeyler dolaşıyordu.

Fotoğraf makinemi kapıp yavaşça sese yaklaştığımda fark ettim. İri bir monitör lizard avlanacak bir şeyler arıyordu. İlkinde yanına yaklaşmamla uzaklaşması bir oldu. Yarım saat sonra aynısı veya bir başka monitör lizard görünce bu defa daha temkinli davranıp fotoğraflayabildim. Bu sürüngen böcek, kuş, yumurta, meyve veya turistlerden arta kalan ne varsa yiyebildiğinden ormanın çöpçüsü, temizlikçisi olarak adlandırılıyor.

Keskin pençeleri, sivri dişlere ve güçlü çeneye sahipler. Kendilerini rahatsız hissettiklerinde saldırgan olabilirler. Bilinen en büyük monitör 2 metrelik boyuyla lizard Filipinler’de görülmüş.

Banol Plajı’nda 2 saat kadar kaldıktan sonra Coron’a geri döndük. Bot turunu satın aldığım şirket aynı zamanda bir sonraki durağım olan El Nido’ya giden tekneler için bilet de satıyor. Eduardo’da benle gelmeye karar verdi. 2200P olan fiyatı sıkı pazarlıkla 1900’e düşürdüm.

Manila’dan Coron’a gelirken havalimanında para çekmeyi unutmuştum. El Nido’ya gidecek teknenin parasını ödedikten sonra cebimde çok az para kaldı. Neyse ki kaldığım Kokosnus Resort’da kredi kartı geçiyor. Çoğu yerde kredi kartı bulmak imkansız, kasabada visa, master veya maestro kartınızla para çekebileceğiniz bir ATM yok. Yüzde 7 oranın komisyon da konaklama ve yemek masraflarına eklendi.

Ertesi sabah resort çalışanları beni kapıya kadar uğurladılar. Hepsi de çok arkadaş canlısı ve samimi kişilerdi. Resortun sahibi Filipinli eşi olan bir Alman. Coron’un ilk resortuymuş. Oldukça keyif alarak kaldığım yerlerden biriydi. Resortta tanıştığım Alman çiftle de vedalaşıp limana geçtim. Joe adlı teknemin sahibi Alan. Amerikalı. Uzun sakallarıyla Robinson Cruso gibi. Teknede çay, kahve, internet ve yemek isterim, çok para ödedim diye kendisine takılınca, bilardo ve sinema salonumuz bile var diyip cevabı yapıştırınca, ben de demek ki doğru seçim yapmış diyip sonuca bağladık.

Gelin görün ki tekne yıpranmış, eskimiş biraz büyükçe bir balıkçı teknesiydi. 8:30 diye bize söylenen tekne 10:45’te hareket etti. Gecikenler arasında Eduardo’da vardı. 4 turisttik sadece. Dalgalar tekneyi sarsarken ben de Tablet PC’den film izleyerek vakit geçiriyordum. Midemin bulanmaya başlaması uzun sürmedi. Alan’dan tablet istedim. Yarım saat sonra daha iyiydim. Tekne çalışanlarıyla sohbet ettim. Kaptanın maaşı 10.000 Pesoymuş (420 TL). Filipinler şartlarında maaşların 3000-5000 civarı olduğunu düşünürseniz fena değil.

Akşam 18:30’da, gün batımı sonrası koyu parlament mavisi renginde gizemli büyük dağların eteğine kurulmuş küçük kasaba El Nido’ya vardığımızda tüm bu sarsıntılı yolculuğa değeceğini görecektim.

Day 478: Filipinler:25, El Nido, Palawan, 24 Kasım 2011

5 YORUMLAR

  1. Filipinler’i seviyorum. Palawan Adası, Coron çok güzel yerler. Beyaz kumlar ve yeşil renkli deniz. Ben büyülendim, herkese görmesini tavsiye ediyorum.

  2. Kemal,bu muhtesem yerleri bizler ile tanistirdigin icin tesekkurler…Bende bu bolgelerin notlarini gelecek yillardaki seyahatlerim icin not ediyorum….Yolun acik olsun….Sagilcakla…

    Onur

    • Bazı güzellikleri dünyanın bir çok yerinde bulabilirsiniz, ancak sanırım buralar biraz farklı ve eşsiz gibi. Renkler farklı, doku farklı. Evet, harika yerler.

DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!